Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanlar coğrafyanın tarih üzerindeki etkisine pek dikkat etmez, diye düşündü. Daha çok tarihin coğrafya üzerindeki etkisiyle ilgilenirler.
Bu nehrin sahibi kim? Bu yemyeşil vadinin? Bu yarımadanın?
Bu gezegenin?
Hiçbirimiz değiliz.
Moneo arkasına yaslandı ve Tanrı İmparator'un bir keresinde söylediği bir sözü düşündü:
"Gerçeği ne kadar arzularsak arzulayalım, insanın kendisi hakkındaki gerçekleri görmesi çoğunlukla tatsız bir şeydir. Dolayısıyla Gerçeğisöyletenleri pek
sevmeyiz. "
Kitap, bir yazar ve hayatındaki gizemli bir kadın olan Müzeyyen arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Ama bu, sıradan bir aşk hikayesi değil; aslında bir iç yolculuk, varoluşsal sorgulamalar, hayatın anlamını çözmeye çalışma çabası. Yazar, okuru yalnızca hikayenin içinde değil, aynı zamanda kendi düşünce evreninde de gezdiriyor.
İlhami Algör ’ün kalemi, metnin içinde kaybolmanıza neden olan bir derinlik sunuyor. Kısa ama anlam yüklü cümleler, zaman zaman ironik, zaman zaman felsefi bir havada akıyor. Her bir kelime, bir düşüncenin ya da duygunun izini sürmenizi sağlıyor. Anlatım dili, şiirsel bir atmosfer yaratıyor ve okuyucuyu bu dünyaya çekiyor.
Kitap, sokak diline hakim. Karakterler, çevreleriyle öylesine uyumlu ki, hayatın o anını hissediyorsunuz. Kullanılan halk şarkıları, argolar, dilin kendisi gibi; hepsi, o dönemin toplumsal dokusunu gözler önüne seriyor. Mizahi bir hava yaratırken, ruh haliyle şarkıların uyumu nostaljik bir pencereden bakmamızı sağlıyor.
Anlatıcı, kaybolmuş bir yazar. Aşk, hayat, anlam üzerine kafa yoran bir figür. Kendi iç yolculuğunu, okura sorgulatmak için benzetmeler ve dışsal referanslarla kuruyor. Yazdığı karakterle konuşması, yalnızlığını ve içsel karmaşasını yansıtıyor. Bu, yazarın yaratıcı sürecinin ne kadar bir yalnızlık ve kavga olduğunu gösteriyor. Bir yazarın, yarattığı dünyada bile kendi varlığını sorgulaması, okuyucuya da kendini sorgulatıyor.
Müzeyyen, sadece bir kadın değil, bir metafor. Ulaşılması zor, gizemli ve büyüleyici. Anlatıcının dünyasında varlığı ve yokluğu arasında sürekli bir gerilim yaratıyor. Müzeyyen’in varlığı, anlatıcının kendi iç yolculuğunu şekillendiriyor.
Bu kitap, sadece bir aşk hikayesi değil; bir felsefi keşif, bir iç yolculuk. Temaları ve üslubu sayesinde okuyucuyu derin sorgulamalara itiyor. İlhami Algör ,