Vincent Van Gogh...Kendisine neden bu kadar yakın hissettiğimi, kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan oluşan bu kitabı okuyunca daha iyi anladım.Sanata, hayata, insanlara, doğaya bakış açısı imrenilesi...ne var ki yaşadığı dönemde pek de anlaşılamamış anlaşılmak için çabalamış ama hakettiği yerde olamamış ne yazık ki.
Resimlerinde yansıtmak istediği de salt gerçeklik değil, o anın ruhu, dokusu,tınısı, hisleri, renkleri, tonları hepsi hala canlı gibi duran duygu yüklü emek verilmiş resimler çizmek.
Kitapta sadece sanata olan derin duygusu anlatılmamış bunun yanı sıra maddi manevi çektiği sıkıntılarla baş etmeye çalıştığını ve artık bedeninin dayanamayıp yavaş yavaş hastalığa yakalanması da yer alıyor.Ama Vincent, o durumda bile sağlığı için ekmek alacağı yerde boya almayı, hiç durmadan harika tablolar yapmayı tercih etmiş. Hatta kendini bu yüzden deli ilan etmiş varsın deli desinler o insanların kendisi hakkında ne dediğini zerre umursamamış tutkusunun peşinden ölene kadar gitmiş. Belki de onun artık çok tanınması eserlerinin her yerde olması sırf bu vazgeçilmemiş tutkusu sayesindedir.Genelde insanlar onu kulağını kesen ressam olarak bilse de aslında mektuplarında denk geldiğim bilinmeyen pek çok yönü var ve kitabın içerisinde çizdiği resimlerin örneklerinin olması da çok hoş "Natürmortlar, portreleri ,Patates yiyenler, Ayçiçekleri, Çiftçi ve Sabahçı Kahvesi, özellikle de en sevdiklerimden olan "Yıldızlı Gece"si yer almakta.
Mutlaka okunmalı bence, benim için renkler daha da anlam kazandı Van Gogh'la... hemen bitmese daha iyi olurdu ama bitse de dönerek yeniden okunacak bir kitap.
-S p o i l e r-
Son olarak kendi hayatına son vermesi ve kardeşi Theo'ya yazdığı mektubun üzerinde bulunması üzücüydü...Keşke şu an ne kadar önemli ve değerli bir ressam olduğunu, eserlerinin