"Filozofların bahsettiği yabancılaşma, Varlık'tan ayrı kalan öznenin yabancılığıdır kuşkusuz;
bu yabancılaşmanın aşılması ise ancak bütün izleri ile tecelli eden Varlık'ın mutlak kimliğini tanımaktan geçer. Ne var ki O'nu tanıma, kalbin yolundan başka bir yol ile gerçekleşemez...
Düşüncenin bizzat kendisinde kalp düşüncesiyle buluşmak hikmetin dirilişi demektir. Felsefenin ölümü bizi hikmetin dirilişine götürmelidir. Düşüncede "hikmet çağı" başlamalıdır. Hikmetin dirilişi, yeniden, başka adla, kılık değiştirmiş felsefe değildir, daha ziyade felsefenin somut yaşamda asla başaramadığı aşkınlığa ve yüksekliğe varmayı ciddi ciddi başarmaktır.
Felsefe ölmüşse bu onun sadece beşeri ve dünyevi faaliyete indirgenmesinden kaynaklanmıştır.
İnsan, hakiki bir yaşama ancak hikmetin kendisinde yükselerek ulaşabilir!
Hikmet, insanın kendisinden Varlık'ın mutlak kimliğine doğru şahitlik yolculuğudur. İnsan orada asla bilgiyi sahiplenme iddiasına giremez.
Hikmet aslında ölümsüzdür.
Hikmet'in dirilişi insana göredir, onun dirilişi öncelikle bizim beşeri-dünyevi hayatımızda ölü gibi duran kalplerimizin dirilmesidir..."
"Hayat bir kemâlât sürecidir. Dolayısıyla insan da kemâle eren bir varlıktır. Bugünün yani çağdaş dünyanın asıl sorunu budur.
“İnsan kimdir?” sorusuna cevap verememektedir..."
(Dursun Çiçek; Teklif Dergisi, Sayı:25)