Althusser, gençlik yıllarında önce annesiyle, sonra da öğretmenleriyle özdeşleşerek, onları her hususta taklit ederek ve onların arzularım gerçekleştirerek iktidara kavuşuyor, “babanın babası” oluyordu. Fransa’nın en ünlü okullarından biri olan Yüksek Öğretmen Okulu’nun (ENS) son derece çetin giriş sınavlarını da “özdeşleştiği" öğretmeni M. Richard’m arzusunu kendi arzusu yaparak kazanmıştı.
Belki de Althusser'in - kişisel egoizm dürtüleri olarak sunduğu sahneler,
hepimizin pek de itirafa yanaşamadığımız ortak ve gizli taraflımızdı?
Yoksa komünizm savaşı işyerlerinden, siyaset meydanlarından, seçim sandıklarından önce insanların iç dünyasında mı verilmeliydi?
Kısaca, ancak egemen “söylem düzeni”ni sarsma kavgası veren biri “aydın” statüsü kazanabilirdi. Çünkü "bir toplumda entelektüel, kesinlikle bir söylem memuruydu, söylem düzeninde olup bitenler mutlaka onu ilgilendiriyordu. Lehte ya da aleyhte tavır alabilirdi; fakat sonunda onun müdahalesi olmadan söylem düzeninde hiçbir şey yapılamazdı
Ölümünün yirminci yıldönümü vesilesiyle yazdığı yazıda bir Fransız felsefeci, Foucault’yu çok övmekle beraber, “sürüyle kavram yaratan, sonra onları hiç sıkılmadan terk eden ve derhal yenilerini yaratan” bir düşünür olarak sunuyordu.