Yine de benim alnımda da vardı tanrının parıltısı. Baktığım her şey güzel ve canlıydı. Düşüncelerimde ve düşlerimde hiç de dindarca olmasalarda, melekler, mucizeler ve masallar kol kola gezerdi.
Üzgün olduğumuzda ve hayata katlanamadigimizda bir ağaç şöyle konuşabilir bizimle: Sus! Bak bana! Yaşamak kolay değil. Yaşamak zor değil. Bunlar çocuksu düşünceler. Bırak konuşsun içindeki tanrı. O zaman sunacaklar. Yolun seni anandan ve yurdundan uzaklaştırdığı için endişelisin. Ama attığın her adım, her yeni gün seni anana yaklaştırır. Orası yada şurası değildir yurdun. Yurt ya içindedir ya da hiçbir yerde.
Ama belki de biz diye bir şey yok. Belki en büyük sorunumuz farklı kitleleri tamamen farklı geleceklerin bekliyor olması. Belki dünyanın neresinde yaşadığınıza bağlı olarak çocuklarınıza ya bilgisayar kodu yazmayı ya da hızlı silah çekip, düzgün ateş etmeyi öğretmelisiniz.
Artık bilgiyi aramıyoruz. Google'lıyoruz ve cevaplar için gitgide Google'a daha çok bel bağladığımızdan, kendi kendimize bilgi edinme yetimiz azalıyor. Hakikat şimdiden google aramalarında en üstte çıkan sonuçlarla belirleniyor.