Tanrı korkusu, Tanrı sevgisi içindir, Tanrı sevgisine, yerleşecek sağlam bir alan hazırlamak içindir. Nasıl ki, bir anıtı dikmeden önce, onun konacağı yer, dümdüz edilir. Tanrı sevgisinin de, ruha, bütün uygarlığıyla oturması için, ondan önce yerleşmiş, ruhu tutsak kılmış vehimler, şüpheler, yanlış düşünceler ağı pürüzler ve kabartmalar, Tanrı korkusuyla giderilir ve ruh, kendi öz toprak düzeyine, platformuna kavuşturulur.
Duygu, düşünce, dram, trajedi, suyun üstündeki köpük dalganımları gibidir onun varoluş akışında. Ağır ve derinden akan varoluşunda. “Hâl”lerin kımıldanışı, “Makam”ı sürüklemez, canlı ve somut gösterir. “Hâl”ler, “Makam” atını uyanık tutan zaman sinekleridir erin yaşamında.
İslâm, ilâhî üslûbun insan ruhuna geçmesidir.
Dünya nimetleri, bu yüzdendir ki, bir nevi gök bağışlarıdır. Dünya sofrası, gök sofrasıdır.
İnsanın her kımıldanışında namazdan bir koku tüter. Nimetlere her el uzatışında, oruç, bir düşünüş, bir eleştiri, bir denetim gibi yaklaşır.
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: ‘Üç kişi vardır ki, Allah Teâlâ kıyamet günü onlara hitap etmez; onlara bakmaz; onları tezkiye buyurmaz; onlar için acıklı azap vardır! Birincisi, çölde ihtiyacından fazla suyu olup da onu yolculardan esirger. İkincisi, o kimsedir ki, dünyevîbir maksat için devlet reisine biat ve itaat eder. Devlet reisi ona istediğini verirse sadık kalır vermezse buğzeder, ahdini ifa etmez.”’ Üçüncüsü; metaını ikindiden sonra pazara çıkarır da daha evvel bu mala şu kadar, bu kadar para verdim diye yalan yere yemin eder ve müşteri de ona inanarak o fiyattan malını alır, halbuki hakikat öyle değildir.”’ Hadisi, Buharî ve Müslüm rivayet etmişlerdir
Cabir’den (r.a.) rivayet olunmuştur, demiştir ki, Rasûlullah;(s.a.v.): ‘Zayıflarının hakkı kuvvetlilerinden alınmayan bir millet nasıl temizlenebilir?” derken işittim.