Nereye gideceğiz diye sormaktan korkuyordum. İkimiz de konuşmuyorduk. Ben bu sükûttan fevkalade memnun olduğum halde mutlaka bir şeyler söylemek icap ettiğini düşünerek kendimi yiyordum. Biraz evvel zihnimden birbiri arkasına geçen ve her biri mühim ve alaka verici olmakta diğerine taş çıkartan o güzel fikirlerden bir tanesi bile meydanda yoktu. Kendimi zorladıkça kafamın büsbütün boşalıp daha zavallı bir hale geldiğini ve beynimin zonk zonk vuran bir et parçasından başka bir şey olmadığını hissediyordum.