Okumaya başlamadan önce kitap kapağı ve adı dolayısıyla bana neden et yenmemesi gerektiğinin alt metinini verecek ve kamu spotu eş değerinde bir roman olacak izlemini vermişti. Fakat işler pek öyle ilerlemedi.
Kitabı okurken aile içi karmaşık ilişkilerle dolu bir manzara üzerinden Kore toplumunun ataerkil otoritesi, sosyolojik yapısı, kültürü ve Kore insanının kriz anında verdiği reaksiyonları gözlemek mümkün. Toplumsal baskının negatif sonuçları güzel bir biçimde anlatılmış. Bu açıdan Kore'nin sosyolojik yapısının ve baskı mekanizmalarının ilginç bir biçimde Türkiye'nin toplumsal yapısına çok benzediğini gördüm. Kitabın bir Kore toplumu ile ilgili boyutu bir de alegorik ölçekli boyutu bulunuyor. Kore ile sınırlı kısmı genelde Kore insanının toplumsal ilişkilerine dayanıyor. Geri kalan kısmı daha küresel kabul edilebilir. Alegorik olarak incelenmesi gerekir. Bu pencereden bakacak olursak kitapta normların dışına çıkan bir kadının kendi belirlediği ve kimsenin etkisi altında kalmadığı bir amaç uğruna toplumu her açıdan reddetmesini gözlemlemekteyiz. Bu reddettiği şeylerin başında et kokan toplum mekanizmaları gelmektedir. Yonğhe et kokan hiçbir varlıkla yakınlaşamamaktadır. Et kokan toplum mekanizmaları mide bulandırıcı olabilir :) Ana karakterimiz Yonğhe'nin kısımlarında bu konunun irdelendiğini görüyoruz. Fakat üçüncü bölümde yani Yonğhe'nin ablasının bakış açısından anlatılan bölümde, yaşam alanını yadırgama ve yaşam alanından uzaklaşma arzusu ile karşı karşıyayız. Bu durum her gün yaşadığı ortamda bulunan eşyaların aslında sahipsiz hissettirdiğini ve özel mülkiyetin eylem olarak olmasa da vicdan boyutunda reddinin istendiğini görmekteyiz. Üstelik karakter o yaşına kadar istemediği bir hayatı kendi elleriyle kurduğu için bir ölüm isteği içine girmektedir.