Dünyanın çivisinin çıktığı bir zamandan olayları karakterimiz Alex ' in ağzından dinliyoruz.
Klasikler dizisinin üçüncü kitabı olmasına şaşırmamak gerek, gerçekten enfes bir kitaptı.
Okuduktan sonra bazı şeyleri çakozluyorsunuz.
İnsanın seçim hakkı yoksa o artık insan değildir. Öylesine katılıyorum ki buna...
Alex ele avuca sığmayan 16 yaşındaki bir gençtir aklınıza gelebilecek her türlü kötülüğü yapan biri... Kitap boyunca sürekli sözde yandaşlarının ihanetinin acısını ve cezasını çeker. Islah evinden önce, ıslah evinde ve ıslah evinden sonra bile...
Kitabın bu şekilde sonlanması beni nedense tatmin etti. Üstelik yaptıklarının ona dönüşü harikaydı. Kesinlikle kütüphanenize almanız gereken kitaplardan. Keyifli okumalar dilerim...
Kitabı okuduktan sonra Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum.
Çünkü psikolojik tahlil dediğimiz şey bundan daha iyi yapılabilir mi bilmiyorum.
Çünkü hemen hemen her cümle için “bu cümle böyle de söylenebiliyor muymuş vay be!” dedirten bir kitap okudum.
Çünkü şimdiye kadar en çok alıntı yaptığım kitap bu kitaptı sanırım hatta bir ara tüm kitabı siteye kopyalamaktan korktum.
Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum çünkü siyasi görüşü nedeniyle geri planda bırakılmış, gereken değer verilmemiş bir usta yazar olduğunu gördüm.
Keşke sanatçıyı kişiden bağımsız kılarak sadece sanat yönünden değerlendirsek. Ama yapamayız.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, genç yaşta yakalandığı ve tüm hayatını etkilediği hastalığı olan bir gencin çektiği acıları ve yalnızlığını, yaşadığı aşk acısı ile harmanlayarak psikolojik tahlil ve enfes betimlemelerle ele almış olduğu bir yapıttır, diyebilirim. Hastane sahnelerdeki betimlemeler ve genç hastanın psikolojisinin aktarımı o kadar olağanüstü ki hastanenin kokusunu duyarak çektiği acıyı ta içinizde hissediyorsunuz.
Peyami Safa bu eseri eski kadim dostu Nazım Hikmet Ran'a ithaf etmiş.
Ve kitabın arkasında da bulunan Nazım Hikmet'in kitap ile ilgili düşünceleri şöyledir;
"Ben Peyami'nin bu son romanını üç defa okudum, otuz defa daha okuyabilirim ve okuyacağım. Bu kitabın karşısında ben, yıldızlı göklerin sonsuzluğuna bakanve k layetenahi (sonsuz) alemde yeni pırıltılar, o zamana kadar hiçbir gözün görmediği acayip, fakat hakiki alemler keşfeden müneccimin hayranlığını duymaktayım. Eğer ıstırabı, azabı ve nefleyi coşkun bir ciddiyetle duyan öz ve halis halk kitleleri okuma yazma bilselerdi, bu romanın on bin, yüz bin, hatta bir milyon satması işten bile değildir."
Görüşlerini ve siyasi olaylar ve durumlara tutumunu hiçbir bağlamda kendimle
Kitap için ince bir sistem eleştirisi denilmiş, fakat benim gibi Rusya tarihini çok bilmeyen biriyseniz kitap sizin için sadece bilim kurgu olacaktır.
Kitabın, 1917 Rus Devrimi sonrasındaki çalkantılı yılları ve Stalin'in iktidara geldiği yıllardaki bilimsel ilerleme ile düşmanları geride bırakma dönemini işaret ederek güzel bir sistem eleştirisi ortaya koyduğu belirtilmiş. Benim hissettiğim tek eleştiri laboratuvara gelen tüm malzemenin yurt dışından geliyor olmasıydı.
Kitapta geçen "kızıl ışın" kızıl hükümete iftira olarak algılanıp kitap gizli polise şikayet edilmiş. :)
Yumurtadan tavuk beklerken bambaşka bir şey çıkması Rokk vs Persikov'da, Persikov'un hıncını almış olduk derken sonunda Persikov'a da yazık ettiler matmazel.
Yine Bulgakov'un alışıldık mizahsen dili, akıcı anlatımı bu kitapta da mevcut. Köpek Kalbi'ni andırdı biraz da bana, belki her ikisinde de yetenekli bilim adamlarının yetenekli oldukları konu yüzünden sorun yaşamalarından dolayı böyle hissettim.
Bir de bir yerinde geçen Persikov ve öğrencisinin bir diyaloğunda, Persikov öğrencisini Marksist olduğu gerekçesiyle küçümsüyordu. Bu kısmı bana açabilecek gönüllü arkadaşlar arıyorum. :)
İster hiciv arayın, ister bilim kurgu olarak okuyun keyifle okunacak bir kitap olduğunu düşünüyorum. Herkese keyifli okumalar...