Bütün hafızamı, hayal gücümü zorluyordum; geçmişe ait bir şeyler hatırlamak, bir şeyler görmek istiyordum. Olmuyordu. Aslında düşününce, “Canım şu zamanda şöyle olmuştu, annemin yüzü beyazdı ve yatay çizgiliydi, okula başladığım gün ne kadar korkmuştum.” diyebiliyordum. Fakat mesele bu değildi; mesele, bir şeyleri sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti. Bense bunu hiç becerememiştim. Ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemiştim; kendimi bile, kendi yaptıklarımı bile…
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir kedi, dişisinden ne kadar vefa beklerse, bir dinsizle zevcesinin münasebeti de o kadar olmak icap eder. Birisinin tabiî hürriyet içindeki davranışlarıyla diğerinin hürriyetinde, netice itibarıyla fark yoktur.
Şu satırlarda “dinsiz” sözüyle ifade ettiğimiz şahıslar; dinî histen kendilerini tecrit eden ve ilâhî fikri inkâr edenler demek olup, dinî şekiller nazar-ı itibara alınmamıştır. Zira bir din ne derece bâtıl olursa olsun, yine insanların hayvanî taraflarına mâni olacak prensipleri içine alır.
Bundan dolayı dinsizin, münkirin hakikî saâdetten ve yüksek zevklerden nasibi yoktur. Her kâfir, hayat devresinde bir kere, ebedî olarak zikre mahkûm olduğu pişmanlığı kederli ağzından zehirler gibi çıkarır. Evet, ebedî bir hakikattir ki:
> وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِى كُنْتُ تُرَابًا
“Ve yekûlü’l-kâfiru yâ leytenî küntü turâbâ.”
“Kâfir der ki: Keşke toprak olsaydım.”
(Nebe’ Suresi, 40. ayet)
İnsanın hayat yükünü sürükleyip durması hep saâdet ümidi iledir. Pek az müstesnasıyla insan, nisbî bir saâdete mâliktir. Lâkin bu nisbî saâdeti meydana getiren şeyin maddiyat olduğunu zannedersek ziyadesiyle aldanmış oluruz. Bu nisbî saâdeti meydana getiren şey vicdanî kanaat ve maneviyattır. Diğer bir tâbirle nisbî saâdet, din ve ahlâkın mahsulüdür. Dinsizlikte saâdet imkânı yoktur. Dinsizler için iki nevi büyük azap vaat edilmiştir ve mevcuttur:
Zenginler için yüksek ve rakik ihtisaslardan, hayatın hakikî zevkinden mahrumiyet ve o kadar bol nimete rağmen hayatı devamlı bir tatsızlık içinde geçirmek; fakirler için ise teselli ve ümitten, adalet ve bağlılıktan mahrumiyettir.
Bu hâlde birinciler için intihar, ikinciler için ise “anarşi”, hayatın tabiî bir neticesi olur.
Dinin su-i istimalinden hâsıl olan neticeler ile dinin lüzumsuzluğunu veyahud zararlı olduğunu iddia etmek en parlak safsatalardan sayılmıştır:
Tarihte din nâmına işlenmiş cinâyetler çoktur. Lâkin din nâmına yapılan iyilikler ve faziletler de hesapsızdır. Birinciler din nâmına icra edildiği halde, dinin su-i istimâliyle hâsıl olmuş ve çünki dinin men'ettiği şeylerdir. İkinciler ise dinin emirlerine uygundur. Dinin lüzumu için bundan büyük tarihî delil olamaz fikrindeyiz.