Din aşkı, din uğrunda fedakârlık ve hizmet gibi hasletler ancak dinî hisse sahip olanlarda bulunur. Bu histen mahrum olanların dindarlığı ise ancak kendi kendilerini memnun etmekten ibaret kalır. Böyleleri din aşkından, fedakârlıktan hisse almamış olanlardır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İlim, bir şeyin nasıl olduğunu tetkik eder demiştim. Niçin öyle olduğunu tetkik vazifesi ise felsefeye aittir.
Meselâ nazar-ı dikkatimize bir hâdiseyi, bir koyunu alalım. İlim, nutfenin ana rahmine düştüğü dakikadan itibaren tetkiklere başlar. “Bir koyun nasıl meydana gelir?” denilirse, size bütün tafsilâtıyla haber verir. Lâkin bu verdiği malûmata karşı “Niçin böyle oluyor?” derseniz, ilim size cevap veremez. Hâdise, ilmin malûmudur; tâli sebepleri de görebilir. Lâkin en büyük sebebi, gayeyi ve hikmeti göremez; “niçin?” sualine cevap veremez.
Beşeriyet, bir hâdisenin nasıl meydana geldiğini bilmekle kanaat edemez. Her meçhule karşı insan vicdanı derhal “niçin?” sualini sorar. Bu sonuncu sualler, insaniyeti bilhassa işgal edenlerdir. Her akıllı ve gafil olmayan insan, dünyaya niçin geldiğini, nereye gideceğini, mükevvenâtın niçin mevcut olduğunu sorar ve sormaya fıtraten ve vicdanen zaruret hisseder.
İlim, sual soranın dünyaya nasıl geldiğini bildirir; lâkin niçin geldiğini bilmez ve bildiremez. Bu âleme her gelenin öleceğini söyler; lâkin nereye gideceğini ve ölümünden sonra ikinci bir hayat olup olmadığını kestiremez. Mükevvenât hakkında güzel fikirler verir; fakat varlığın asıl sebeplerini keşfetmeye muktedir olamaz.
Beşeriyet, ilmin bu aczi önünde başını eğip kalmaz; sualine cevap almadıkça gönlünün endişesi sükûnet bulmaz. İşte bu suale cevap bulma zaruretidir ki beşeriyeti, ilmin yanında, ilimlerin hükümlerinin zübdesi ve aklî neticeleri olarak bir de felsefe meydana getirmeye icbar etmiştir. İnsanın yaratılışına böyle bir endişe vaz’edildiği içindir ki Cenâb-ı Hak insanlara peygamberler göndermiş ve dini ihsan etmiştir.
Demek ki ilim (müspet ilim), bir hâdisenin şekilleri ve tezahürlerinde kalır; hikmet ise içine ve sebeplerine müracaat eder. Birincisi