Bütün hayatımca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi birisi bana. Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık. "Bir yerini kırarsın karanlıkta." Delikten yukarı doğru bir el feneri uzandı. Fenerli elin ucundaki ışık, rasgele, önemsiz bir köşeyi aydınlattı; bu eli okşadı. El kayboldu. Ne düşünüyor acaba? Gülümsedi: Gene mi düşünüyor?
Tarihin taksimatı: Tarih, üç büyük devreye taksim edilmiştir. Kadîm zamanlar, Orta çağ, Son çağ. Tarihin bu taksimatı bütününe ait olup hepsine birden "Umumî Tarih" nâmı verilir. Bir memleketin, bir kavmin, bir fikir ve mesleğin tarihine “Hususî Tarih" adı verilebilir. Tarih-i Enbiyâ, Tarih-i İslâm, Tarih-i felse- fe gibi. Şahısların hayatlarının tarihine "Tercüme-i Hal" ismi verilir.
Bizden evvelkilerin kıymetlerini ve himmetlerini inkâr haksızlıktır; onların büyük eserlerinden istifade etmemek nankörlüktür. Fakat insaf edelim. Bir zat, ahlâklı ve muktedir bir Ömer, farz ediniz ki zamanındaki ilmin bütün feyizlerine sahip ve ümmeti tekâmül ettirmek istediği için bir şeyden, meselâ nakil vasıtalarından bahsetmiş ve şu iki kaziyeyi meydana koymuş:
1. Nakliye vasıtalarını temin lâzımdır.
2. Zamanımızda öküz arabası en müsait nakliye vasıtası olduğu için mal nakletmek ve seyahat etmek isteyenlerin bu vasıtadan istifade etmesi lâzımdır.
Sonra aradan asırlar geçmiş; insanlar terakki etmiş, yollar ve nakliye vasıtaları değişmiş; mallarını öküz arabalarıyla nakledenler, şimendifer, tayyare vs. gibi mükemmel vasıtalardan istifade edenlerle artık rekabet edemeyerek ticaret yapamaz olmuş. Nihayet bunlar gözlerini açmışlar; zamanlarının büyükleri ve akıllıları olmak iddiasında bulunanlara müracaatla ne yapacaklarını sormuşlar:
— “Mallarımızı ne ile nakledelim?” demişler.
Cevap:
— “Öküz arabası ile!”
Zira…
Zira vaktiyle Ömer öyle demiş.
Deseniz ki:
— “A efendim! Ömer vaktinde keramet buyurmuş. Lâkin bugün şartlar değişmiş. Ömer’in iki hükmünden birincisi, kıyamete kadar doğru olan yani ‘Nakliye vasıtalarını temin lâzımdır.’ kaziyesini neye atıyorsunuz da zaman ve icapla şartlı, bunun için de muvakkat olan ‘öküz arabası’ meselesini elde tutuyorsunuz?”
Cevap:
— “Zira içimizde Ömer’den akıllı kimse yok. Bundan dolayı bir ehli gelinceye kadar öküz arabasını ihtiyara mecbursun!”
Şimdi bu suali eden zavallılar ne yapsın? İki suretten birisini kabul zaruretinde kalıyor: Ya bunları dinlememek yahut da hâlâ öküz arabasıyla mal nakline kalkışmak; yani iflâs!
İslâmiyet, hurafelerden ve esâtirden[=mitolojiden], aklın red ve ikrah edeceği hayallerden ârî ve insan vicdanını tatmine muktedir tabiî bir dindir. Bundan dolayı bizdeki tekâmül:
Dinde olmadığı halde din nâmına ileri sürülen yanlış fikirlerle, dinde olduğu halde gizli kalmış ve terkedilmiş hakikatlar arasında tercihte bulunmak şeklinde ortaya çıkacak ve çıkmalıdır.