İnsan..
Fizyolojik açıdan 'insan' doğan varlığın kimliğiyle, kişiliğiyle, karakteri ile 'İnsan' olabilmesi için güdülerin sınırlanması, güdülerinin kurallı hale gelmesi gerekmektedir. Yoksa İnsan olmaz; cani olur, sapık olur, normal dışı olur... Güdülerin isteklerini ise ayıp, günah ve yasak'lar sınırlar; Böylelikle potansiyel insandan Gerçek İnsan oluşur. İnsan'ı inşa eden ayıp, günah ve yasak'ın kaynağı ise din, ahlak, hukuk ve diğer toplumsal değerlerdir. Bunlar sayesinde, annesinden potansiyel olarak insan doğan varlık, toplum içinde gerçek İnsan'a dönüşür.
Farklı toplumlarda ve zamanlarda bazı şeylerin mağduru olsa bile her kadın, anne veya eş olarak bir değere sahipti. Fakat modern kültür 'kadını layık olduğu değere kavuşturuyorum' söyleminin arkasından cinsel bir metaya dönüştürmüş, kadın, erkekleri baştan çıkaran bedeniyle bir değer ifade eder hale gelmiştir. Çekicilik, cazibe artık olmazsa olmaz değerlerdir. Güzellik dayatması altında tüketim nesnesine dönüşen kadınlara medya aracılığıyla bir yandan güzel, seksi ve erotik olmaları yönünde açık mesajlar tekrarlanarak verilirken, diğer yandan da erkekler tarafından arzu edilen bir nesne olmaları gerektiğine dair örtük mesajlar verilmektedir.
Hâlbuki dünün dünyasında kadınların ne 35 yaş sendromu vardı, ne bacaklarındaki selüliti görürler, ne de gözünün altında kırışıklıkların olduğunun farkına varırlardı. Çünkü onların dünyasında ve zihniyetinde kadını değerli kılan şey bedeniyle değil, kişiliğiyle ve ailevi-toplumsal rolleriyle ilgiliydi.
Bizim dilimizde "Lau" benim demektir, ama aynı zamanda da senin demektir. Oysa Papalagi'nin dilinde bu senin ve benim gibi aynı anlama gelen tek bir söz bile yoktur. Benim olan yalnızca ve tek başına benim demektir.