"Bir yerde bir ağaç varsa çiçeklenen, yaşam gibi ölüm de rahatlıkla ağacın içinde çiçekleniyor demektir. Ölümle doludur bir tarla ve ölüm onun yere yatık yüzünden yaşam zenginliğinin fışkırmasını sağlar. Hayvanlar yaşamdan ölüme yürüyüp gider sabırla ve çevremizde nereye göz gezdirsek, ölümün orada eğleştiğini görürüz, nesnelerin aralıklarından bakıp durur bize. Bir yerde tahtadan başını çıkarmış paslı bir çivi varsa, gece gündüz yaptığı tek şey sevinmektir ölümün var olduğuna. (3)"
"Hem Tanrı'nın bize bağışladığı bir şeye hayranlık duyma yükümlülüğünden nasıl kaçabiliriz? Bir hayranlık ki, gelecekteki o sonsuz hayranlık için gereken tüm hazırlığı içinde barındıracaktır."
Belki günün birinde herkesin üstesinden gelebileceği ne varsa, yalnız kişi, şimdiden onları elde etme hazırlıklarına girişebilir, başkalarınınkine göre daha az yanılan elleriyle kurup çatabilir hepsini. Dolayısıyla, Sevgili Kappus, yalnızlığınızı sevin ve önünüze çıkardığı acıları yakışık alır sızlanışlarla göğüslemeye çalışın. Çünkü diyorsunuz ki, bana yakın olanlar benden uzaktır, bu da işte çevrenizin açılıp genişlemeye başladığını gösteriyor. Hani yakınınız uzak olursa, çevrenizdeki genişlik ta yıldızlara kadar gidip dayanabilir demektir, pek büyüktür yani. Kimseyi kendinizle birlikte çekip içine alamayacağınız bu büyümenizden ötürü sevinin ve geride kalanlara insaflı davranın! Onların karşısında güven ve serinkanlılığı elden bırakmayın! Kuşkularınızla eziyette bulunmayın onlara, akıl erdiremeyecekleri güven duygunuz ve kıvancınızla yüreklerine ürküntü salmayın! Aranızda sadelik ve vefa duygusuna dayalı bir ortaklık kurun; öyle bir ortaklık ki, siz zamanla sürekli değişseniz de, onun ille değişmesi gerekmesin. Size yabancı bir biçimde yaşamalarını sevin insanların, giderek yaşlanıp yalnızlıktan korkan, sizin gibi yalnızlığa güven beslemeyen insanları sevin.
"Bildiğimiz her şey yüzey değil midir? Bir nesnenin içini o nesne yüzeye dönüşmeden nasıl algılayabiliriz? Bir meyvenin, bir hayvanın, bir yerin gönlümüzü şenlendirmesi belli bir yüzeyin yorumundan, açımlanmasından ve benimsenmesinden kaynaklanmıyor mu? Ve bizim us, ruh ve sevgi diye nitelendiklerimizin tümü, yakın bir simanın küçük yüzeyindeki hafif bir değişimden oluşmuyor mu? Ve bunları bize sunmak isteyen sanatçı da somut'a, elle yoklayıp duyumsayacağı biçime dayanmak zorunda değil midir? Ayrıca, bütün biçimleri görüp bize sunabilen sanatçı, adeta kendisi bilincine varmaksızın tüm ruhsal'ı da bize sunmuş sayılmaz mı?(23)"