Kimsenin kendisine ihanet etme hakkı yoktur. Kimliğinden vazgeçerek yaşanacak ilişkinin bedeli ağırdır. Hayatımızdaki her ilişkiyi kaybetmeyi göze almak durumundayız. İstemek, çok istemek, mücadele etmek; hepsi önemli ve fakat tüm bunları yapabilmek için de bir kişi olarak ayakta kalmamız gerek.
Aşk etrafında âşık ve maşuktan başka insan istemez, karşısındakini kusursuz görmek üzere yaşanır, vakti gelince ya biter ya da sevgili olma hâline evrilir. Sevgililik ise kalabalık ister, insan sever; dertleri vardır, kapışılır, küsülür; kızgınlıkları, güvende hissedişleri, rutinleri, hayalleri, hayal kırıklıkları vardır. Evlilik ise hepsinden bambaşkadır; sevdiğiniz artık dış dünyaya ilan edilir, "Eşim" denir; onay istenir ve alt kültürün evli olmakla ilgili bize sunduğu bilgiler güncellenir. Eş olmak insan canlısını ağırlaştırır, fark ettiğimiz yahut etmediğimiz istek ve ihtiyaçlarımız piyasaya çıkar; içinde büyüdüğümüz aile ve toplum evliliğin raconunu hatırlatır; vakti gelmiştir, evlenmiş kadın ve adam artık sistemin parçasıdır.
Evlilik bir fantezidir; hayat öykümüze eşlik edecek yâreni, bizi kabul buyuracak eşi, zaaflarımızı ve hikâyelerimizi emanet edecek ahbabı arama fantezisidir.