Veronal

İnceleme meraklılarına, kitabı herkes okusun
Puan vermedi·260 syf.··
2021 1. kitabı
·
77 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2021 20:04
Karartma: Savaş sırasında, düşman uçaklarının hedeflerini bulmalarını güçleştirmek, saldırılarından korunmak için, geceleri ışıkları örtme ya da söndürme biçiminde uygulanan önlem. ‘’Karartma Geceleri’’ deyince ben mecazen kullanılan bir ifade olarak anlamıştım, benim gibi anlayan varsa baştan aydınlatmak isterim ki belki de bu başlık hiç bu kadar gerçek anlamda kullanılmamıştır. Kitap, 2.Dünya Savaşı'nın ülkemiz üzerindeki etkilerini konu alıyor. Bu etki öylesine bir etki değil, daha önce de bir incelememde bahsetmiştim, Türkiye adeta taraflarından biriymiş gibi bu savaşın her açıdan (siyasi, ekonomik, askeri, sosyal) tesiri altında kalıyor. Geceleri gelebilecek herhangi bir saldırının önüne geçmek için karartma uygulamasına geçiliyor. Yine dışarıdan gelecek tehlikelere karşı sınırda bir milyon asker bekletiliyor, bu da ülkede iş gücünün azalmasına yol açıyor. Ekonomi bu durumdan bu kadar etkilenmişken bir de Almanlara, adeta savaşa katılmama vergisi gibi, buğday gibi gıda yardımı yapılıyor. Nazi Almanya’sının estirdiği faşizm rüzgarından Türkiye de payını alıyor, iktidar ve yanlıları tarafından aşırı bir milliyetçilik benimseniyor, özgürlükçü düşünceler hiçe sayılıyor, yazarların, şairlerin yazdıkları, dergiler gazeteler mercek altına alınıyor. Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal gibi bu dönemde yaşayan birçok aydın gerek eski TCK’nın 141. ve 142.maddelerinden, gerek komünizm propagandası yapmaktan suçlanıyor. Suçlananlardan biri de Rıfat Ilgaz.. Onun diğerlerinden farkı kendisine isnat edilen bir suçun olmayışı. İşte kitap da tüm bu konuları geniş bir yelpazeyle ele alıyor. Hani bazen bir roman okursunuz fakat politik detaylar vardır anlamakta zorlanırsınız. Rıfat Ilgaz, öyle bir beceriyle o dönemi yansıtıyor ki ne size bir bilgi verildiğini hissediyorsunuz
Karartma GeceleriRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 20175,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·80 syf.··
2021 8. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2021 23:42
İnsan hafızası unutmak ile sakattır, demişler. Bu sebeple, ben genelde, incelemeleri en çok kendim için yazarım, ileride okuduklarımı hatırlayamadığımda kilit noktaları görebilmek, okurken hissettiklerimi tekrardan yaşayabilmek için. Ama bu sefer bu incelemenin sizler için de faydalı olacağını düşünüyorum. Öncelikle, bence kitabın yazıldığı dönem ve coğrafya açısından okura arka kapakta 5-6 cümle verilmesi, bu kadar popüler bir hikayenin okurları tarafından daha rahat anlaşılmasını sağlayacak ve halihazırda sevilen bu öykünün daha da çok sevilmesine yol açacaktır. Bu doğrultuda, ben kendi bilgilerimi ve kitaptaki olayları birleştirmek suretiyle yaptığım çıkarımlardan bahsedeceğim. Hikayenin geçtiği ülke Amerika’nın keşfedilmesinin ardından İspanya tarafından sömürge altına alınan bir ülke. Amerika’nın bağımsızlığını ilan etmesi, akabinde gerçekleşen Fransız İhtilali sömürge altındaki birçok ülkede, akıllara bağımsızlık düşüncesini sokuyor ve bu düşünceyi güçlendiriyor. Kolombiya da bunlardan biri ve bağımsızlık mücadelesi zaferle sonuçlanarak adını da burayı keşfeden Christopher Colomb’tan alıyor. Ülke cumhuriyetle yönetiliyor ve liberaller ve muhafazakarlar olmak üzere iki parti ortaya çıkıyor. Her zaman olduğu gibi bu iki grup arasında büyük bir çatışma çıkıyor ve bu da zaten büyük iç karışıklıklara yol açıyor. Kitapta albay, cumhuriyeti korumak için mücadale etmiş, sonucunda cumhuriyet muhafaza edilmiş fakat kendisine bu emekleri çabası karşılığında aylık bağlanmayan bir emekli asker. “Hep aynı hikaye, bu bir sadaka değil, bize lütufta bulunmuyorlar. Cumhuriyeti korumak için belimizi kırdık.” Albay, 15 yıl boyunca kendisine emekli aylığının bağlanmasını umuyor ve bunun haberinin de kitaba adını vermiş mektupla gelmesini bekliyor. Mektup; albayın sabrını,
Albaya Mektup YokGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202010,2bin okunma
ölüm korkusu olan yiğit olamaz.
Puan vermedi·372 syf.··
2020 24. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2020 21:54
Öncelikle çok uğraşılarak hazırlanmış çok iyi bir çeviri. Önsözü okumanızı kesinlikle tavsiye ederim çok samimi ve gerçekten kitap konusunda ufuk açıyor. Ben önsözlere genelde kitabı okumadan önce bir göz gezdirip kitabı bitirdikten sonra ise detaylı bir şekilde okurum bu şekilde ben de her şey yerli yerine otururç Size de özellikle bu kitapta böyle yapmanızı tavsiye ederim. Kitap oldukça ağır ve sert. Bu nitelendirmemden kasıt ileri sürülen düşünceler belli bir disiplinde ve bu düşüncelerin öne sürülüş şekli de fazlasıyla katı. Kitap esasen, Platon'un Socrates ve Socrates'in arkadaşlarıyla arasında geçen diyaloglardan oluşmakta. Kitap anlaşılmakta güç olduğu kadar, kitaptaki fikirlerin de Platon'a mı Socrates'e mi ait olduğunu ayırt etmek de güç. Söylenilene göre Kitabın önsözünde bu konuya dair şu söyleniyor: ''Platon'un Socrates'in eseri olduğu su götürmez bir gerçek.'' Ama bugün kimi söylentilere göre ise de Socrates aslında Platon'un yarattığı bir filozof çünkü Socrates'in elimize geçmiş bir eseri olmadığı gibi onu yalnızca Platon'un eserlerinden tanıyoruz. Ben Socrates'in var olduğuna inananlardanım. Ölümü üzerine Platon'un diyar diyar gezdirip bu kitabı yazdıran elbette ki gerçek olmalı. Doğru insan, doğru zamanda, doğru davranan insandır. Kitabın konusuna gelecek olursak kitap, ''her şeyiyle iyi bir devlet baştan aşağı nasıl olmalıdır?'' sorusuna aranılıp oluşturulmuş bir cevaptır. Kitabın ilk bölümü ile doğru/eğri insan kimdir? Doğru yönetici kimdir? gibi soruları birçok yönden inceleyip cevap aramaktadır-belki de kitabın en sevdiğim bölümü budur- Karşıt karakterler,hayvan doğası 2. bölümde ise devlet kurma yolunda bireyler arasındaki anlaşmanın haksızlıklardan doğduğundan, toplum düzeninin yardımlaşmanın gerekliliğinden oluştuğundan.
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,8bin okunma
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya.
Puan vermedi·232 syf.··
2020 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Eylül 2020 23:59
Oldukça karışık ve zor geçen yıllardan 1966-1988 yıllarından derlenmiş bir günlük.Yazar aslında bir mühendis fakat aynı zamanda dergilere yazı veren bir mühendis. Düşünce suçunu cezalandırıp fikir özgürlüğünü kısıtlayan sonrasında haliyle anayasaya aykırı bulunup mülga edilen meşhur TCK madde 141-142'nin gündemde olduğu yıllarda haksızlığa uğrayanlardan biri de yazarın kendisi. Kitapta Che Guevara'nın ideolojisine ve kitaplarına dair bilgiler veriliyor zaten kitap Guevara'nın bir mektubuyla başlıyor. Yazarımız da Che Guevara'nın kitabı ve ideolojisi üzerine yazdığı bir yazı ve üyesi olduğu dernek sebebiyle sanırım bir bir buçuk yıl hapis cezasına mahkum oluyor. Ama günlük çok daha kapsamlı bir zamanı ele alıyor. Kitabı okursanız bazen derin bilgilere ihtiyaç duyacaksınız. Çünkü kitabın türü günlük olduğundan yazar bir şeyler anlatma çabası gütmemiş fakat gerek ulusal gerek uluslararası gündemden, zamanın yazarlarından, kitaplarından, tiyatrocularından bahsetmiş. Fakat devamını istediğinizden eliniz hep not alıp araştırmaya gidecek. Bu olayın ardı arkası neymiş, bu kitap ya da bu oyun nasılmış aklımda bulunsun diyeceğiniz birçok nokta olacak. Büyük ihtimalle siyasi bir kitap bekliyor olabileceğinizden size biraz yüzeysel gelecek ama bence dönemin psikolojisini, ruh halini anlatmakta oldukça başarılı. Ayrıca yazarın değindiği konulara getirdiği kısa yorumlar da nokta atışı. Yani fena bir kitap değil. Beklentisi çok yüksek olmayanlara tavsiyemdir . Zaten okuyacak olanların da yorumları nasıl olur merak ediyorum doğrusu. Onlara şimdiden iyi okumalar diliyorum.
Tedirgin Zamanlar (1966 -1988)Uğur Kökden · Yapı Kredi Yayınları · 20133 okunma
Puan vermedi·165 syf.··
2020 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2020 02:26
Kitap, Sait Faik'in bir dönem mahkemelerde duruşmaları izleyip oradaki davaları yazıp gazetede yazdığı hikayelerden oluşuyor. Bundan mütevellittir ki kitabın adı Mahkeme Kapısı. Mahkeme diyorsun diyeceksiniz, aklınıza suçlu gelecek, hırsız gelecek, belki cinayet gelecek... Ama bir okusanız, babacan hakim, pişmanlık duygusunu size fazlasıyla geçiren suçlular, hoşgörülebilecek kimi zaman gülünç meseleler.. Belki seçilmiştir öyküler, belki de bugün o kadar uzağız ki o kadar hasretiz ki böyle davalara bana oldukça naif geldi. Belki de Sait Faik'in anlatımındandır çünkü bir cinayet davasından bahsediyor (Meşhur Karakış Cinayeti) bu duruşma da daha fazla kalamıyor Sait Faik ve şunları söylüyor cinayet işleyen adam için: ''Sen bir berber kalfası olsaydın, fırçanın altında yumuşayan bir sakal görür, aynada esmer bir insan suratı düşünür, bıçağını çekmişken uzaklara atar, koluna öldüreceğin insanı takar: ''Gel ağam'' derdin, ''Gel sakalın uzamış, gel seni bir traş edeyim.''.'' Sanırım en sevdiğim hikaye buydu. Sait Faik'in benim okumuş olduğum üçüncü kitabıydı bu ama ben tam olarak onu bu hikayede tanıdım. Kitabın anlatımından devam edecek olursak hukuki terimlerin eski kullanımları mevcut. Nedense benim ifadeleri bu şekilde görmek çok ilgimi çekti. Eminim özellikle de hukuk okuyan birçok insanın ilgisini çekecektir. Bunun dışında Sait Faik'in davalı, davacıların ağızlarından konuşup şive yapması da çok tatlı geldi, çok hoşuma gitti. Bayadır Sait Faik'le alakalı bir şey kafama takılmıştı. Çok eski bir yazarımız olmamasına rağmen birçok yayınevi tarafından basılmış olması telif haklarının devamlılığı açısından düşündürmüştü. Ama bu kitapla birlikte öğrendim ki Sait Faik, ölümünden önce annesine, kitaplarının telif haklarından elde edilen gelirlerin Darüşşafaka'ya
Mahkeme KapısıSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,476 okunma
Reklam