“Aşk garip bir şeydi; insanı hem yaşatıyor hem de öldürüyordu. Kalbinin tam ortasında bir sıcaklık büyürken, aynı anda içini kavuran bir yangın da başlıyordu. Onu gördüğünde zaman duruyor, dünya susuyor, geri kalan her şey anlamını yitiriyordu. Aşk; birini sadece sevmek değil, onun yokluğunda da aynı sevdayla yanmaya devam etmekti. Gerçek aşk, kavuşmakla değil; beklemekle, sabretmekle ve kalbinde taşıyabilmekle sınanırdı.”
"İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, bazı yaşanmışlıklarını unutamazmış. Evet, atlatıp aşarmış. Evet, kabullenip iyileşirmiş. Ama içinde bir yerlerde, o günlerin yaşanmış olduğunu tamamen silemezmiş. Kemal Varol'un da dediği gibi:
"Acı geçiyor. Acı elbette geçiyor. Acı çekmiş olmak geçmiyor..."
"En büyük mutsuzluk, burada iğrenç insanların yanında hissedilen can sıkıntısı, aralarındaki yükselme rekabeti, bir adım öne çıksınlar diye birbirlerini gözetleyip dikkat kesilmeleri; gizlemeye hiç gerek duyulmayan çok acınacak, çok alçakça tutkular."