Gülibrişim

Puan vermedi·224 syf.··
2022 41. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2022 11:05
Serkan Karaismailoğlu Hacettepe Tıp Fakültesinde Fizyoloji doktoru olarak görev yapıyor, aynı zamanda Youtube'da Ortapia adlı bir kanal aracılığıyla bilimsel verilere dayanarak videolar hazırlıyor. Çeşitli kitaplar yazmış olsa da benim yazarla tanışma kitabım Kadın Beyni Erkek Beyni oldu. Peki kitap ne anlatıyor? Öncelikle yüzyıllardır savaşlarda ölen erkeklerin beyinleri araştırma konusu olduğundan ve Fransız devrimi sırasında giyotinle idam edilen insanların genellikle erkekler olması dolayısıyla bu kafatası ve beyinler bilim adamları tarafından incelenmiş. Böylece genel kanı erkek beyni üzerinden oluşturulmuştur. Yani kadın beyni erkek beyni gibi bir ayrım söz konusu olmamıştır, bilim adamları kadın beyninin de pek farklı olduğu konusunda bir şüpheye düşmemiştir. Fakat bundan yaklaşık 15-20 yıl önce bu konu hakkında araştırmalar ve deneyler yapılmaya başlanmış ve iki cinsin de beyninin aynı olduğu yanılgısı kırılmaya başlamıştır. Burda sözünü edeceğimiz ilk isim Paul Broca. Konunun temeline inecek olursak beynin cinsiyeti anne karnında belirleniyor. Fetüsün testesterona maruz kalmasıyla beyin gelişimi ve cinsiyeti sağlanıyor. (Bu durumun biyolojik cinsiyetimizden ayrı bir konu olduğunu belirtelim. Yani erkek beyinli bir kadın ya da dişi beyinli bir erkek görme olasılığınız vardır.) Her ne kadar yüzyıllar önce bilim adamları biraz da zihniyette bir bozukluk olduğundan kadın beyninin daha hafif ve küçük olduğundan yola çıkarak erkeğin daha zeki olduğu varsayımına tutunmuşsa da asıl olayın büyüklük ya da ağırlık olmadığını şimdilerde anlıyoruz. Hatta maruz kaldığı testesteron sonucu erkek beyninin sol lobunun gelişiminde bir aksaklık olduğunu biliyor muydunuz? Kadın beyninde ise her iki lop da gelişimini normal bir şekilde tamamlıyor. Kitap ise hem beyin hakkındaki
Bilim
Kadın Beyni Erkek BeyniSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 201912,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·81 syf.··
2022 40. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ağustos 2022 11:00
Edouard Leve, İntihar'da fazla yakın olmadığı bir arkadaşının intiharını ve onun fikir dünyasını anlatıyor. Bu noktada düşünceler ve yaşanılanlar o kadar net ve ayrıntılı ki bu arkadaşın kurgu mu gerçek mi yoksa yazarın kendisi mi olduğu tartışılır hale geliyor. Kendisinden bahsettiği şüphesi oldukça yoğun çünkü Edouard Leve kitabı editöre teslim ettikten 10 gün sonra intihar ediyor. Kurgu ve gerçek birbirinden ayrılmaz hale geliyor böylece. Kitap boyunca intiharından söz edilen karaktere seslenir gibi bir anlatım sürüyor. Ölümle, intiharla ilgili ayrıntılı düşüncelere yer vermiş yazar. Kendini öldürmeye karar vermeden önce ne kadar düşündüğü anlaşılıyor böylece. "Yaşamı yadsımadın, ama öteki tarafta bir şey varsa, oranın buradan daha iyi olacağını ileri sürerek, bilinmeyene düşkünlüğünü ortaya koydun." "Ölümünün acısına arkanda bıraktıkların tek başına katlanacaklar. İntiharın bu bencil yanından hoşlanmıyordun. Ama tartınca, ölümün dinginliği yaşamının acı dolu çalkantılarına üstün geldi." Karakterin intihar edebileceği kimsenin aklına gelmiyor, onunla konuşurken bunalımda olduğunu bile fark etmiyorlar. Yakın çevremizde intihar etmeyi düşünen bir insan olduğunu biz de anlamıyoruz, anlasak belki onu yaşamaya ikna edeceğiz. Yazarsa bu konuda şunları söylüyor: "Ölümden çok yaşamdan tat almanı senden başka sağlayabilecek biri yoktu." Anlaşılır ki, yaşam tek başına atlatılması gereken bir savaştır. Diğer insanların sözleri ve yakınlıkları sizi bir yere kadar ayakta tutabilir. Eğer ölüm, bir insan için yaşamdan daha katlanılır bir hâle geldiyse ona yardım etmemiz mümkün değildir. Ne olursa olsun, farazi konuşmuş sayılacağından kısa kesiyorum. Çünkü tüm ihtimaller, nedenler ve düşündükleri yazarla birlikte öldü. Kitabın bu denli kurgu-gerçeklik bulamacı olması da
Roman
İntiharÉdouard Levé · Sel Yayıncılık · 20214,164 okunma
Puan vermedi·236 syf.··
2022 37. kitabı
Yaz Bitince Amerika’nın bir köyünde monoton bir hayat yaşayan Charity’i anlatıyor. Kitabın asıl adı “Summer” Film tadında,doğanın, ormanların, göllerin, şehrin karmaşasının gözünüzde canlanacağı akıcı, betimlemeleri güzel bir kitap olsa da hisleri yansıtma konusunda yüzeysel olduğunu söyleyebilirim. Örneğin kitabın ana karakteri olan kızın bunalmış, sıkılmış ve başka hayatlara, büyük şehirlere, debdebeye ve eğlenceye ihtiyacı olduğunu daha iyi yansıtabilirdi yazar. Fakat dediğim gibi fazla yüzeysel kalmış. Benzer olay kitabın sonlarına doğru kızımızın soğukkanlı bir şekilde hayatını kökten değiştiren duruma adım adım gitmesidir ki gerçekte hiç kimse böylesi zor bir durumda bu kadar duygusuz davranamaz. Aslında kimsesiz bir genç kız olan Charity, kendini dağda yaşayanların arasından alıp getirmiş bir avukatın evinde yaşıyor. Avukatın hanımı öldükten sonra ise kıza evlenme teklif ediyor. Charity ise onu küçümseyerek reddediyor. Sıkıcı köy hayatından sıkılan Charity çalışmak için köyün kütüphanesine gitmeye başlıyor ve tüm olay burada başlıyor. Kütüphaneye gelen bir yabancı, Lucius Harney kızın aklını başından alıyor, bu kadar bilgili, tam bir şehir beyefendisi görmenin Charity’nin ruhunda nelere yol açtığını okuyoruz. Bir mimar olan Lucius eski evlerin resimlerini çizmek için geldiğinden Charity ona yardım etmek için eski evleri bulup onu gezdiriyor. Hoş bir arkadaşlıktan aşka dönüşen hikâyede ise her zamanki gibi elalemin diline düşüp rezil olan, kız oluyor. Bu noktada ülkemizde de yaşanan olayları yabancı bir yazardan okumak beni şaşırttı açıkçası. Fakat kör bir zihniyet, insanın olduğu her yere sarmaşık gibi yayılıyor sanırım ki Charity kötü günler yaşıyor. Kitabın sonlarına doğru büyük şehirlere gitmek isteyen, içinde bulunduğu halden sıkılmış kızımızın aradan bir
Roman
Yaz BitinceEdith Wharton · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018107 okunma
Spoiler içerir.
Puan vermedi·80 syf.··
2022 28. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2022 17:02
İnce hastalıktan yataklara düşüp ölen aşıklar zamanı... Gülistan ve Şevket adlı aşıkları anlatıyor yazar. Ama çekilen ızdırabı o kadar yoğun yansıtıyor ki dönemine göre gayet başarılı bir eser diyebiliriz. Betimlemeler, kullanılan kelimeler çok hoştu. Anlaşılmayan fazla kelime yoktu. Bu biraz da yayınevinden kaynaklı bir güzellik. Konuya girecek olursak Gülistan henüz 15 yaşında bir genç kızken Şevket bey oğlumuza tutulur. Bitişiklerindeki konakta yaşadığını fark ettiğinde ise ona bir mektup yazıp duvarın üzerine bırakır. Neyse ki aşk karşılıklıdır da burada bir üzüntü hasıl olmaz. Her şey çok heyecanlı ve hülyalı devam eder. Akşamları pencereden işaretleşip buluşurlar, fakat bu buluşmalar karanlık bir kameriyede gerçekleşir. 9 ay sonra bizim kumrular evlendiğinde ise gerçekler ortaya çıkar. Yanlış anlaşılma mı? Aldanma mı? Aslında iki aşığın da bir suçu yok bu işte fakat zihniyet bu ya, olay ölüme gitti de bizimkiler aşklarını yaşayıp mutlu olamadı. Karşılaşılan bu sürprizi okuduğunuzda kimin suçlu olduğuna siz kendiniz karar veriniz. Sonrasında ise bir dolu gözyaşı, ıstırap, hastalık ve ölüm okuyoruz. Benim görüşüm, saçma geleneklerden kurtulmamız gerektiği yönünde. Diyelim ki kadınların daha önce biriyle birlikte olup olmadığı anlaşılıyor ki - tıp ilerledi, böyle bir şey söz konusu değil - erkeklerin daha önce biriyle birlikte olup olmadığını nasıl anlayacağız? Evlilikten evvel çeşitli kadınlarla ilişki yaşayan, hatta eski zamanlarda tecrübe kazansın diye kerhanelere götürülen erkekler, eşleri karşısında yüzleri kızarmadan nasıl durabiliyor? Utanmanız arlanmanız yok mu kardeşim? Daha fazla sinirlenmeden incelememizin sonuna geliyorum. Yaz mevsimi hâlim yok şöyle kısa bir öykü okuyayım, sular seller gibi aksın gitsin diyorsanız okuyabilirsiniz. Fakat benim
Edebiyat Roman Türk Klasikleri
Leyâl-i IztırâbAhmet Rasim · Kent Yayıncılık · 2012251 okunma
Yemek kitabı mı, roman mı?
8/10
·224 syf.··
2022 25. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2022 21:13
Acı Çikolata Meksika yemeklerini, çirkin gelenekleri, annesi ve gelenekleri yüzünden baskı gören bir genç kızı oldukça tuhaf bir şekilde anlatıyor. Soğan doğrarken ağlayan kadınları görmek olağandır fakat bu gözyaşları yüzünden evi sel basıp sular kuruyunca ortaya çıkan 150 kilogram tuzu toplayıp yıllarca yemeklerde kullandıklarını okuduğunuzda gülmeden edemiyorsunuz. Kitap on iki tarif ve on iki ayla bölümlere ayrılmış. Öyle ki sayfalarını karıştırdığınızda yoksa bir yemek kitabı mı okuyacağım şimdi? diye şaşırabilirsiniz. Gelgelelim bu tuhaf kitap bize Meksika devrimi sırasında çitlikte yaşayan bir ailenin hayatını sunuyor. De La Garza ailesi. Daha doğrusu evin en küçük kızı Tita'nın hikâyesini. Tita mutfakta doğar, bütün bir ömrü de mutfakta geçer. Yemekleri yaparken ruh hâli iyiyse yiyenler coşku içinde sofradan kalkar, ruh hâli kötüyse insanlar yediklerine pişman olur. :) Ne diyorlardı? Sevgimi katarak yaptım.. Evin üç kızı olsa da gelenek gereği en küçük kız, evlenmez ve annesine ömür boyu bakmak mecburiyetindedir. Tita da bu geleneğin yalnızca bir kurbanı olarak elinde olmayarak bir gence aşık olur. Pedro, babasını koluna takıp Allah'ın emri peygamberin kavli demeye kalmadan "O bizim en küçük kızımız, ömür boyu bize bakacak, onu veremeyiz. Ama istersen iki kızımız daha var, seç birini." dediklerinde küfürler eşliğinde Tita'nın ablasını gelin ediyorsunuz. Velhasıl Tita'nın ömrü mutfakta yemek yaparak, Pedrocuğumuzla gelgitli bir ilişki yaşayarak geçip gidiyor. Metaforlar, yemek kokuları, acı, gözyaşı ve aşk dolu bir kitap sizi bekliyor. Beklentinizi fazla yükseltmeden, akıcı, farklı bir kurguya sahip bu tatlı kitabı, reading slump dedikleri zımbırtı esnasında okuyabilirsiniz. Afiyet olsun :) İyi okumalar.
Roman
Acı ÇikolataLaura Esquivel · Can Yayınları · 20214,282 okunma
Reklam