1900lü yılların başında, Amerika’da, küçük bir kasabada yaşayan Charity’nin hikayesi bu. 18 yaşında, kanı kaynayan, aşkı dilediği gibi yaşamak isteyen, bunaltıcı kasabadan uzaklaşıp gerçek hayatı tanımayı arzulayan, cesur bir genç kızın…
Yazarımız Edith Wharton Amerika’nın aristokrat ailelerinden birine mensup, iyi eğitim almış, döneminin bir çok başarılı sanatçısı ile tanışabilmiş şanslı bir kadın. Gerçi annesi kızının “asileşme” potansiyelini görüp tedbirini almış, evlenene kadar Wharton’ın roman okumasını yasaklamış! “Neme lazım, erkek gibi çalışmaya falan kalkmasın, evinin kadını olsun” diye düşünmüş muhtemelen… Her ebeveyn-çocuk ilişkisinde görülebildiği gibi planlananın tam tersi olmuş ve Edith çocuksuz, boşanmış, sevgilileri olan, sürekli seyahat eden ve geçimini yazarlıkla kendi sağlayan, belki annesinin kemiklerini sızlatan, ancak hemcinslerine cesaret veren başarılı bir kadın olmuş.
Wharton’ın hayat hikayesinden de görebileceğimiz gibi, kadınların görevinin çocuk doğurmak, ev işi yapmak ve kocasına hizmet (!) etmekle sınırlandığı dönemdeyiz. Annesi haksız sayılmaz yazarımızın; zira kafası dantel işleme, iyi bir koca tavlama ve çocuk büyütmeden farklı yönlere kayan, “gözü dışarıda” genç kızların güzel bir evlilik yapma şansları yok. Böyle bir ortamda yetişen kahramanımız Charity, sıra dışı cesareti, kural tanımazlığı, zekası ve ne istediğini bilmesi ile yaşıtlarından sıyrılıyor ve yazarımızın toplum değerlerine meydan okuyuşunun simgesi olarak yükseliyor.
O dönemin tabularını evililik dışı ilişki kuran, hem de bundan pişman olmak şöyle dursun, aşkını gururla sahiplenen bir kahramanla yıkmaya girişiyor Wharton. Anne-babasını hiç tanımayan, yetiştiği evin dul kalan erkeği tarafından da arzulanan, ancak beğendiği bir gençle yaşadığı aşkın sonuna kadar tadını