Vildan

Vildan
@Vildan03

Vildan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·236 syf.·
27 saatte okudu
·
2021 25. kitabı
Sabahattin Ali
8.3/10 · 210,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·340 syf.··
2021 24. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2021 15:51
Okumakta zorlandığım şiddet sahnelerini gerçekte yaşayanlar olduğunu düşündükçe içim parça parça oluyor. Dört yaşındaki bir çocuğun yaşadıkları, işkence gören kadınlar, karısı ve çocuğu vahşice öldürülürken yanında olamadığı, onları kurtaramadığı için kendini suçlayan ve savaşa katılana kadar hiç konuşmayan Raif. Yeryüzünde insanoğlu var olduğundan beri kan, hırs, kin, nefret hep var olmuş ve bu da hep savaşları doğurmuş. Paylaşılmak için savaşılan coğrafyalar sayısız masum insanın hayatına mal olmuş. Ne acı bir düzen. Kitabı okurken bu düzeni değiştirememek elinizin kolunuzun bağlı olması acıtıyor insanın içini daha çok. Keşke gerçekte orda savaş yüzünden ölen çocuklar son çocuklar olsa. Keşke Raif gibi travmayı yaşayan baba son baba olsa. Bunları yazarken bile dünyanın bir yerlerinde aynı durumu yaşayan insanların olduğunu bilmek yürek acıtıyor. Kitabı yeni bitirdim ama eminim uzun bir süre etkisinden çıkamayacağım. Olaylar arası geçişler bazı yerlerde kopuk olmuş ama olaya öyle bir kaptırıyorsunuz ki kendinizi bu kopukluk rahatsız etmiyor. Nimeta'ya Stefan yüzünden kızdığım yerlerde oldu, onu anladığım yerler de oldu. Burhan'ın savaştan sonraki değişimini gerçekte savaşı yaşayan bir çok insanın da geçirdiğini düşünüyorum. Nimeta'nın annesi Raziyanım'ın peynirli börek yaptığı sayfayı okurken savaşın getirdiği yokluğu en basit cümlelerle anlatmış Ayşe Kulin. "Peynir bulamadığı için pirinci lapa gibi pişirip, peynir tadı versin diye içine tuz ve maya atmıştı. Ne zamandır bulamadıkları malzemeleri türlü icatlarla yaratmaya çalışıyordu Boşnak kadınları. Büyükler uyduruk tatları sineye çekmeyi öğrenmişlerdi ama çocuklar çok daha gerçekçiydiler. "
SevdalinkaAyşe Kulin · Everest Yayınları · 202015,3bin okunma
Romanın kendisi kadar güzel yorumlamış.

Mehmet Y.

@ss55
·
Dünyanın En Güzel Romanı
Bence dünyanın en güzel romanı budur... Evet, kabul ediyorum, tamamen kişisel bir görüş bu ancak ben öyle olduğuna inanıyorum. Bu görüşe ilk sahip olduğumda henüz bir üniversite öğrencisiydim ve kitap okuma maceramın başlarında sayılırdım. Lakin aradan uzun yıllar geçti, aralarında hatırı sayılır miktarda roman da olan binden fazla kitap okumuş birisiyim artık ve Gün Olur Asra Bedel’i bir kez daha okuduğum zaman bu fikrimin değişmesini geçtim, iyice pekiştiğini gördüm. İyi bildiğimi düşündüğüm romanın bende eksik kalan taraflarını da keşfetmiş oldum. Muhteşem bir kurgu, olağanüstü bir anlatımı var. Cengiz Aytmatov bu kitapla edebiyatın zirvesine çıkıyor. Kadim dostu Kazangap'ın cenazesini defnetmeye çalışan Yedigey'in, o “bir gün içinde” yaşadıkları ve geri dönüşlerle anlatılanlar çok farklı bir romanla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor bize... Birbirinden bağımsız gibi görünen ve farklı zamanlarda yaşanan hadiseleri öyle bir bağlıyor ki şaşıp kalıyorsunuz. Üstelik ortak mekân kullanıyor çoğu zaman: Sarı Özek bozkırı… Sarı Özek bozkırı, neredeyse çöle benzeyen uçsuz bucaksız bir mekândır. Kazakistan’da bulunur ve Yedigey’in çalıştığı, yaşadığı Boranlı istasyonu da burada bir yerde bulunur. Aytmatov tam bu bozkırda cereyan eden bazı hadiseleri kullanıyor. Mesela Nayman Ana efsanesi ve mankurtlaşma. Çok, çok eski zamanların bir öyküsüdür bu. Ardından aynı yerde bu sefer Abutalip Kuttubayev adlı bir öğretmenin, bir babanın trajedisini veriyor. Bu sefer 1950’li yıllardayız. Son olaraksa 1970’lerin sonlarında buradaki bir uzay üssü üzerinden bir şeyler anlatıyor. Tabii, devam hikayesi olan ve ayrı bir kitap durumundaki Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta da yine Sarı Özek’de idam edilen aşıkları ve Cengiz Han’ı terk eden bulutu işliyor. Bu farklı zaman olaylarının ortak
Edebiyat
Puan vermedi·140 syf.··
2021 22. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2021 09:15
Dostoyevski'nin sürgünden sonraki hayatını düşünürsek yapayalnız hissettiği, sara nöbetleri geçirdiği, hasta ve borçlu olduğu bir dönemde yazıldığını kitabın bize hissettirdiklerinden görebiliyoruz. Yeraltı dünyası yarattığı kahramanın kendine ait bir odası, kendi dünyası olmuş ve oradan bakıyor herkese. Aslında kitabın giriş cümlesi özetliyor her şeyi: "Ben hasta bir adamım." Yolda giderken omzuna bir subay çarpıyor ve yol vermiyor diye bunu takıntı haline getiriyor. Yıllarca onun yol vermesini sağlamaya çalışıyor. Ona göre giyiniyor, planlar kuruyor. Buradan anlıyoruz ki ilk cümleye çok sadık kalıyor. Ama bu durumdan da kurtulmak istiyor. Kafasındaki düşünceler ve içinde bulunduğu durum buna engel oluyor ve başlıyor tutarsızlıklar yaşamaya. İlerleyen bölümlerinde Liza'yla tanışması... Hem onu çok istemesi hem de ondan kurtulmak için söyledikleri onun içinde bulunduğu durumda ne kadar acılar çektiğini gösteriyor bize. Liza ile konuşurken aşkı sevgiyi anlatışı da insana gerçekleri sorgulatıyor. O yazarken kendinden bir parça koymuş ortaya biz de okurken kendimizi koyarak okuyoruz sanki. İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri oldu.
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,7bin okunma