Vildan

Civelek
Kedileri çok severdi. Bir ara Civelek adlı bir kedisi vardı ve Annemize çok düşkündü. Oturma odasında iken âdeta Annemizin oturduğu koltuktan kalkmasını gözler gider oraya oturur, bâzen de hadi kalk ben oturacağım der gibi patileriyle dokunur veya kucağına çıkarak otururdu. Yazlıkta oldukları bir gün, gelirken sabahlığımı da getir diye tenbih etti. Peki Efendim diyerek Fâtih'deki evlerine gittim. Nigår Abla'dan istedim. O da oturma odasına getirdi. Masanın üzerinde dürüyordum. Civelek sabahlığı görünce hızla masaya atladı ve âdeta tavaf eder gibi her tarafını koklamaya ve üzerinde gezinmeye baş ladı. Biz de onu seyrederek bekledik. Civelek Annemizi çok özlemişti.
Sayfa 154
1000k
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Samiha Annemizin mizacı hakkında
Fâtih'deki evine dönerken vapurda evin anahtarlarını eline aldığına pek çok defa şâhit olmuşuzdur. Bunun sebebini: "Ben yanımdakileri kapının önünde bekletmemek için, Fatih'e giderken, anahtarımı çantamdan çıkarıp daha Üsküdar'da iken elime alırım." diye izah ettiğini Müjgân Cunbur Abla' mızdan dinlemiştik. Gene kendi kalemiyle mizaçlarının bu tarafını Vehbi Ağabey'e şöyle anlatır: "Senin annen mizaç itibariyle çok tez canlıdır. İşte benim bu tez canlılığım bir işi vaktinde bâzen de vaktinden evvel yapmam için beni zorlar. Meselâ bayram hediyelerini, daima ramazan başında hazırlamış olurum. Bazen de birkaç ay evvelinden oluverir. Onun için Nâdîde Hanım kardeşimle sana gelen yün ceketler için sakın telâşa düşüp üzülme." Öyle ki bâzen bu tezcanlılığı yüzünden erken hazırladığı hediyeleri vaktinden evvel verir, bayram gelince bir daha verirdi. Zira vermeye, hediye etmeye doyamazdı.
Edebiyat
“İnsan etrâfina faydalı olmazsa yorgunluğunu daha fazla hissediyor. Başkasına bir zerre dahi faydam dokunsa büyük bir haz ve saâdet duyarım. Şu muhakkak ki biz ne kendimiz için doğduk ne de kendimiz için yaşıyoruz," dediği de unutamadığım cümlelerindendir.
Sayfa 81
Edebiyat
Gül ağacının dibindeki toprak zamanla gül gibi kokmaya başlamış. Sormuşlar: "Sen bu güzel kokuyu nerden aldın?" Toprak cevap vermiş: "Senelerdir gül ağacının dibindeyim!.."
Sayfa 117
Edebiyat
Keşke yüreğine ineceğine kalemine inseydi!
1960'lı yılların birinde, bir gün Karaköy iskelesinde Marmaris tarafındaki bir kooperatif arsasının satış îlânını okuduk. Kooperatifin ismi şimdi hatırlayamayacağım Rumca bir isimle künyelenmişti. İlânı okuyunca içimiz cız etti, çok üzüldük. O zamanlar şimdiki gibi her yerde yabancı isimler yoktu. Kendi memleketimizde gezdiğimizi hissedebiliyorduk. Huzuruna gittiğimiz zaman bu îlândan bahsettik. Kendisi de Türk memleketinde yaşayan vatandaşın Türkçe isimler kullanması gerektiğine dair bir ikaz mektubu yazdığını söyledi ve birimizle postaya verdirdi. Nitekim birkaç gün sonra ilân yerinde yoktu. Aynı hâdiseye çok üzüldüğünü, îlânı okuyunca yüreğine indiğini söyleyen bir arkadaşımıza da: "Keşke yüreğine ineceğine kalemine inseydi!" demişti.
Sayfa 138
1000k