Osho, geleneksel Tanrı inancını reddederek, Tanrı’nın aslında dışarıda bir varlık değil, içimizde olduğunu savunur. Hepimiz bir Tanrıyızdır çünkü o içimizdedir. Tanrıyı aramaya gerek yoktur. Tanrı, mutlu, huzurlu ve farkında olduğumuzda hissedilir. Korku, nefret veya bencillik gibi olumsuz hislerle bu bilinç halinden uzaklaşırız.
Bu kitabında, Osho, Sufizm’e de değinir ve burada, insanın egosunu tamamen yok etmesi gerektiğinden bahseder. Sufizm’in temelinde fakr ve zikir bulunur. Fakr, egodan tamamen arınmak ve ruhsal fakirlik içinde olmak anlamına gelirken, zikir ise Tanrı’yı sürekli hatırlamaktır. Osho, dünyada görülen psikolojik rahatsızlıkların ve deliliğin Tanrı’yı unutmaktan kaynaklandığını öne sürer.
Osho’nun öğretileri, sadece bir düşünce sistemi değil, bir yaşam tarzıdır. Onu okuduğunuzda, Tanrı’nın dışarıda bir varlık olmadığını, aslında içimizde olduğunu fark edersiniz. Osho’yu okuyan herkesin aslında dindar yaşadığına inanıyorum; dindar yaşamak, herhangi bir dinin buyruklarını yerine getirmek değil; saf sevgi, mutluluk, huzur ve farkındalık içinde yaşamak, yaşamın şarkısını söylemek ve insanın içsel farkındalığını keşfetmesidir.
Osho’nun öğretilerinin bana kattığı önemli bir şey, yaşamın bir şarkı, bir dans, bir kahkaha olduğudur. Gerçekten Osho’ya aşığım