Seni sevmelerden geliyorum yine
Yaşanacak bir flört var serde
Henüz toysun bilmiyorsun
Sevilmemişsin usta bir sevilen tarafından
Şimdilik bilme geleceği
Salın dur küçük hayatınla beraber
Aldan o renksiz dünyaya
Ta ki ben seni hakkıyla sevene kadar
Hangi sözü bekliyordu kalbim
Hangi söz hangi akıla öksüzdün
Minnet denen bir söz vardı
Hani bir söz vardı
Hani söz vardı
Ben minnet etmem
Karnımı hançerler çevirsede
Kanım gül renginde çağlasada
Boğazım usturaya uzansada
Minnet etmem
Karanlık sokaklarda kör gözlerle yolumu şaşarım
Ne zaman gözlerim açılsa
Bir kaç insan
Söz dolu mavzerlerle ateş eder
Kalbimden girip sırtımdan geçer
Ben yine de ölmem ve minnet etmem
Savaşta en ağır yarayı alsamda
Bir tek ben düşman kalsamda
Elim tetik bassa da basmasa da
Minnet etmem
Vu.Öz.
Üzülme, hepsi düzelir, hepsi düzelir... diye ayrıldı.
Bunlar kendisinden çok yaşlılardan öğrendiği sözlerdendi. Belki de böyle olduğu için senelerce kullanmaktan garip bir inatla çekinmişti. Fakat şimdi bu adamın ıstırabı karşısında kendiliğinden dilinin ucuna geliyorlardı. Demek ki sade
ıstıraplarımız, üzüntülerimiz değil,tesellileri, mukavemet çareleri de miraslarımızın arasında...