Onu gerçekten sevmediğini şimdi anlamıştı. Sevdiği şey Ruth değil, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevi bir şeydi; kendi aşk şiirlerindeki ışık saçan ruhtu. Hakiki Ruth'u, sınıfının tüm o kusur ve zaaflarını taşıyan, o sınıfın psikolojisinin umutsuz sınırlarıyla kısıtlanmış burjuva Ruth'u hiç sevmemişti.
Dünyanın, güçlülere ait olmasında şaşacak bir şey yoktu. Köleler, kendi köleliklerine saplantıyla bağlıydı. İş, önünde secde edip tapındıkları altın putuydu onların.
-İşte bunda yanılıyorsun, diye hemen cevabını almıştı." Toplumdaki tüm bireyler toplumun tüm kesimleri( Daha doğrusu hemen hemen tüm bireyler ve kesimler) kendinden Üstün olanları taklit eder...
... Canlı,heyecanlı bir aklın arayışları kimi zaman hayatın sınırlarının ötesine geçer, elbette, cevapları orada da bulamaz, işte o zaman kasvet, hüzün çıkar ortaya... Bir süre için hayata küser... Hayatın sırlarını arayan bir ruhun kapıldığı hüzündür bu.
Donup kaldı Ştoltz. Sessizlik iki dakika sürdü. Ştoltz hayretle, Oblomov'u ! diye tekrarladı. Sesini iyice alçaltıp ekledi: Olamaz! Bir yanlışlık var bunda: ya kendinizi yanlış anladınız ya oblomovu ya da aşkı...