Doğanay Akduman

Reklam
Sizce demokrasi gerçekten adil mi?
Eminim eğitimsiz kişilerin oy hakkı olmasına karşısınız?
Sayfa 12
Alıntı
Doğanay Akduman isimli okura yanıt verildi
Doğanay Akduman
Okuyan Muallime felsefi bir tartışmanın fitilinin ateşlenmesi an meselesi. 🙂 A priori olarak, en iyi yönetim biçimi ve en iyi yönetim biçimiyle yönetilen ülke mefhumunun bir "ütopya" olduğunu; siyasi/politik görüş, düşünce ya da çerçeve çizme niyetinde olan tüm bireylerin kabul ettiği gerçeğini öne sürerek ateşlemek istiyorum. 😄 Öncelikle siyaset neredeyse tüm dünyada bir "iş/meslek/gelir elde etme" kurumu haline gelmiştir. Bununla birlikte Marcus Aurelius, Büyük Friedrich gibi (halklarını, ülkelerini ve tüm dünyayı "daha iyi bir yer haline getirme") idealleri olan liderlerin artık olmaması nedeniyle demokrasinin zayıf bir yönetim biçimi olduğu kanaatindeyim. Seçtiğimiz kişiler siyaseti bir "sorun çözme" aracı olarak değil bilakis "sorun üretme" aracı olarak kullanmaktadırlar. Burada bir virgül koyarak kendi deneyimlerini aktarmak istiyorum. Üniversitedeyken muhtelif profesör ve belediye başkanlarıyla bir araya gelerek istişare yapma olanağı elde ettiğimde, maalesef neredeyse hiçkimsenin "bozuk olanı düzeltmek" gibi bir maksadının olmadığını gördüm. Bırakınız düzeltmeyi, "arıza'nın" idrakında bile değillerdi. Kimsenin hiçbir şeyi düzeltmek ya da daha iyi hale getirmek gibi bir derdi bulunmuyor. Siyasi tartışmaların tümü gereksiz bir meşgale gibi görünüyor. Asıl değinmek istediğim konu şu ki; bugün yasa yapıcılara baktığımızda, Mecliste kaç kişi sayabilirsiniz ki hukuk eğitimi almış olsun? Yüzde 90'ı tüccar, yüzde bilmem kaçı "sözde" sanatçı, şarkıcı, futbolcu v.s , meclisi kenara bırakalım belediye başkanlarına bakalım, kaç tanesi mühendis/mimar? Mimari plan çizmesini bilmeyen insanlar, sırf geçmişte ataları ticaretle zengin olmuş diye belediye başkanlığı yapıyor. Çok da uzatmak istemiyorum, siyaset tartışmalarının tamamının havanda su dövmekle eşdeğer olduğunu düşünüyorum. 😄 (Dipnot: Yorumumun başıyla sonu arasındaki dil ve üslup farklı bilinçli seçimimdir.😄)
Dostoyevski’nin dönüm noktasının Balzac olması çok hoşuma gitti..
1843 yılında, bir aşk macerası yüzünden, zengin bir dul kontesin peşinden Petersburg'a gelen Honoré de Balzac bir çeviri tasarısına esin kaynağı olur: Dostoyevski onun Eugénie Grandet adlı romanını çevirir. 1844 yılında yayımlanan bu çeviri eser, adının geçtiği ilk edebiyat ürünü ve onu kendi eserini yazmaya sürükleyen çalışma olacaktır. . 1844 Eylül'ünde memurluktan bir süre önce istifa etmiş olan Dostoyevski kardeşine yazdığı bir mektupta İnsanıklar'ın doğacağını haber verir: . “Eugénie Grandet büyüklüğünde bir romanı tamamlamak üzereyim... Biraz değişik bir roman...“
Sayfa 12 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Doğanay Akduman
Balzac toplumu anlatır, Dostoyevskiyse o toplumda yaşayan her bireyin ayrı ayrı psikolojisini. Balzac, Sosyolojidir. Dostoyevski, Psikoloji.