Fakat bir kez daha gelmişti. Bu kez elinde içinde yaklaşık iki libre tereyağı, yirmi tane yumurta olan bir bohça vardı. Büyük bir mücadeleden sonra ne yumurtayı ne yağı almıştım. Bu denli genç bir doktor olarak bu durum beni çok gururlandırmıştı. Ama sonradan devrim yıllarında açlıkla cebelleşmek zorunda kalınca gaz lambası, o siyah gözler, üzerinde parmak izleri ve aşağı doğru akan su damlacıkları olan altın sarısı tereyağı parçası az gelmedi aklıma.
Hayır. Asla, uykuya dalarken bile olsa artık beni hiçbir şey şaşırtamaz demeyeceğim böbürlenerek. Hayır. Bir yıl geçti, yeni bir yıl daha geçecek ve bu da geçen yıl gibi bir yığın sürprizle dolu olacak. Demek ki öğrenmeye boyun eğmek gerekiyormuş.
İnsanın şəxsiyyəti necə də kövrək imiş, şüşə kimi kövrək. Bir xəstəlik, ya da bircə xatirə bəs edirdi ki, insanı bənzərsiz edən şeyi sındırıb, arxada yalnız içi boş gövdə buraxsın.