Wakana

Wakana
Türk / INTJ
54 kütüphaneci puanı
460 okur puanı
Haziran 2017 tarihinde katıldı
Puan vermedi·368 syf.·
2026 11. kitabı
Birkaç yıl önce mide kanseri sebebiyle aramızdan ayrılan, 2007 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 insanı arasında gösterilen Frans de Waal yalnızca önemli bilimsel çalışmalar yapmış bir primatolog değil; aynı zamanda etoloji ve evrimsel biyoloji üzerine yaptığı çalışmaları alan dışı okuyucuya son derece akıcı, anlaşılır ve samimi bir dille aktarabilen çağımızın önemli bilim insanlarından biri. Başta primatlar olmak üzere hayvanların duygu dünyasını, empati yetisini, topluluk ilişkilerini ve ahlak anlayışını anlattığı diğer kitapları ( İçimizdeki Maymun & Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki Miyiz? ) gibi Mama'nın Son Sarılışı da muazzam bir eser. Eserde, şempanzelerden/bonobolardan fillere, kuşlardan kemirgenlere ve yunuslara kadar uzanan örneklerle De Waal, hayvanların “duygusuz biyolojik makineler” olmadığını örnekler ve deneylerle öyle güçlü bir şekilde gösteriyor ki insan, kitabı okurken bilimin yıllardır bize dikte ettiği kimi fikirleri yeniden tartmak zorunda kalıyor. AMA… Kitabın Sander Yayınları'ndan çıkma Türkçe baskısını KESİNLİKLE AMA KESİNLİKLE tavsiye etmiyorum. (Bildiğim kadarıyla başka bir çevirisi de henüz yok. Umarım Metis Yayınları bu son derece değerli esere el atar.) Gülsüm Arıkan’ın çevirisi gerçekten FELAKET seviyesinde. Sorun yalnızca birkaç kötü tercih değil; terminoloji bilgisi, bağlam okuması ve Türkçe sentaks ciddi şekilde dağılmış durumda. Öyle ki “nuclear family” ifadesi, “çekirdek aile” yerine “nükleer aile” olarak bırakılmış; sırf bu bile çevirmenin metne yaklaşımın ne denli mekanik ve metnin bağlamından kopuk olduğunun çarpıcı bir örneği. “ötücü kuşlar, yavrularının” ifadesinin “ötücü kuşlar, civcivlerinin” diye çevrilmesi ise çevirmenin, biyolojik/zoolojik terminolojiye hâkimiyet eksikliğini açıkça gösteriyor; çünkü burada mesele yalnızca kelime değil,
Evrim
Mama'nın Son SarılışıFrans de Waal · Sander Yayınları · 202025 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·104 syf.·
2026 5. kitabı
Bu hafta Odysseus’un eve dönüş hikâyesi üzerine iki farklı uyarlama okudum. Aynı geri dönüş anlatısının farklı estetik formlara nasıl taşındığını görmek, bana, metnin gücünü ve esnekliğini karşılaştırmalı biçimde değerlendirme imkânı verdi. Homeros Odysseia, grafik roman formunda hazırlanmış bir uyarlama olmasına rağmen yüzeysel bir anlatı sunmuyor; aksine çok kurnaz, çok acılar çekmiş ve bin bir düzen bilen Odysseus’un serüvenlerinin neredeyse tamamını kapsayan bütünlüklü bir çerçeve çiziyor. Metnin sadeleştirilmiş yapısı hikâyenin akışını hızlandırırken görsel anlatım destansı atmosferi canlı tutuyor. Özellikle yeryüzünü sarsan Poseidon’un öfkesi, parlak gözlü Athena’nın koruyuculuğu ve şafak parmaklı Eos’un ışığında ilerleyen deniz yolculukları çizimlerin etkisiyle daha çarpıcı hâle gelmiş. Bazı sahnelerde çizimlerin gücü, anlatının ritmini adeta gözle görünür kılıyor; bu da Odysseia’nın zaten modern romanın imkânlarına yaklaşan anlatı yapısıyla birleştiğinde ayrı bir anlam kazanıyor. Zira Homeros , olayları doğrusal bir sırayla anlatmak yerine geri dönüşler, iç içe geçmiş hikâyeler ve karakter merkezli gerilim üzerinden ilerler; Odysseus’un kendi maceralarını anlatması bunun en belirgin örneğidir. Bu yönüyle metin, çağının çok ötesinde ve şaşırtıcı derecede yenilikçidir. Daha önce incelediğim Osysseia Destanı / İthake Kralı Odysseus'un Serüvenleri daha şiirsel ve anlatı merkezliyken, bu uyarlama aksiyon ve görsellik üzerinden ilerliyor. Buna rağmen destanın asıl gücü -insan iradesini tanrılar karşısında sınayan o temel gerilim- burada da hissediliyor. Kitap küçük okurlar için rahatlıkla okunabilir; fakat grafik roman estetiği ve anlatımın bütünlüğü sayesinde yetişkin okuru da tatmin edecek bir derinlik sunuyor. Eğlenceli ama basitleştirici değil; akıcı ama hafifletilmiş değil. Destanın
Mitoloji
Homeros OdysseiaFabiano Fiorin · Remzi Kitabevi · 20203 okunma
Puan vermedi·123 syf.·
2026 4. kitabı
Antik dünyanın kurucu anlatılarından; İlyada, Aeneis ve Gılgamış Destanı ile birlikte anılan Odysseia, yalnızca bir dönüş hikâyesi değil; aklın, sabrın ve kader karşısında insan iradesinin sınandığı güçlü bir medeniyet anlatısıdır. Odysseia Destanı: İthake Kralı Odysseus’un Serüvenleri, bu büyük metni genç okurlar için sadeleştirerek sunarken anlatının şiirselliğini korumayı başarıyor. Dil genel itibariyle şiirsel bir tını taşıyor ve hikâye baştan sona sürükleyiciliğini muhafaza ediyor. Çok kurnaz, çok acılar çekmiş ve bin bir düzen bilen Odysseus’un; İthaka’ya uzanan yolculuğunda Kikloplar diyarından Aiolos’un rüzgârlarına, Kirke’nin adasından Kalypso’nun kıyılarına kadar sürüklenişi, aklın kaba güç karşısındaki direncini diri bir anlatımla hissettiriyor. Bu yolculuk aynı zamanda tanrılar arası bir gerilimin de sahnesidir: Poseidon’un bitmeyen öfkesi ile Athena’nın koruyucu aklı arasında sıkışmış bir insanın mücadelesi anlatılır. Açıkçası Odysseus’un serüveni bana her zaman, savaş merkezli yapısıyla İlyada’dan daha etkileyici gelmiştir; çünkü burada kas gücünden ziyade sebat, strateji ve eve dönüş arzusu belirleyicidir. İşte bu insani yön, destanı yalnızca bir kahramanlık anlatısı olmaktan çıkarır ve daha derin bir dramatik zemine taşır. Tam da bu nedenle anlatının merkezine yerleşen bin bir düzen bilen kahraman figürü, metnin ağırlığını artırır ve okuru zihinsel bir mücadeleye ortak eder. Bu dramatik yoğunluğun genç okura da aktarılabilmesi ise uyarlamanın asıl başarısını oluşturur. Bu uyarlama destanın tüm felsefi katmanlarını taşıma iddiasında değil; ancak tam da bu sınırlılığı sayesinde genç okurlar için güçlü bir başlangıç, klasiklere mesafeli yetişkinler için ise yerinde bir eşik niteliği taşır. Geleneği hafifleştirmeden, anlaşılır kılarak
Mitoloji
Osysseia Destanı / İthake Kralı Odysseus'un SerüvenleriBilgin Adalı · Büyülü Fener Yayınları · 20054 okunma
Puan vermedi·98 syf.·
2025 21. kitabı
4 Kasım 2025 tarihinde, beni ekran başına kitleyen Europa Universalis IV'ün devamı, Europa Universalis V yayınlanacak. Ülke seçme ekranı karşıma geldiğinde Portekiz Krallığı'nı seçip Batı Afrika kıyılarına, Ümit Burnu'na, Goa'ya ve Brezilya sahillerine açılmayı, büyük bir denizaşırı imparatorluk kurmayı planlıyorum. Ancak bu hedefimi "coğrafi keşifler" dediğimiz kavramın ardındaki tarihsel süreci unutmadan gerçekleştirmeyi istediğim için David Arnold'ın 'Coğrafi Keşifler Tarihi' isimli kitabını satın almaya ve okumaya karar verdim. Arnold'ın eseri, kısa, öz ama dolu bir kitap. Eser, sadece önemli birkaç tarihi ve Kristof Kolomb'un ya da Dias'ınki gibi önemli deniz yolculuklarını değil; ekonomiyi, politikayı, dini, teknolojiyi ve bunların arasındaki ince ve kırılgan dengeleri de kaleme alarak keşiflerin arka planını oldukça net ve anlaşılır biçimde aktarıyor. Yazar, Avrupa devletlerinin, özellikle Kastilya ve Portekiz Krallıklarının, okyanuslardaki yayılma sürecini gücün, sermayenin ve teknolojinin birbirini nasıl beslediğini göstererek konuyu tarafsız bir dille ele alıyor; kimi yazarların aksine ne kahraman conquistador masalları anlatıyor ne de Batılı sömürgecilerin ‘medeniyet getirme’ iddialarını meşrulaştırıyor. Yer yer "Neden ...?" sorularının sorulduğu eserde; sorulan bu sorular adeta bir tarih laboratuvarında inceleniyormuşçasına açıklığa kavuşturuluyor. Kısa hacmine rağmen coğrafi keşifler döneminin ruhunu oldukça iyi kavratan bu eserde kullanılan dil sade ve açıklayıcı; eserin çevirisi ise pek çok okur için ziyadesiyle anlaşılır. Tüm bu olumlu görüşlerime rağmen kitapta ideolojik açıdan önem taşıyan küçük bir tarihsel pürüz var: 72. sayfadaki “1526’da kuzey Hindistan’da kurulan Moğol İmparatorluğu” ifadesi teknik olarak yanlış; burada kastedilen devlet,
Coğrafi Keşifler TarihiDavid Arnold · Alan Yayıncılık · 1995112 okunma
Puan vermedi·164 syf.·
2025 20. kitabı
Meslektaşım Pınar Aksakal Aydın'ın "İnsan Hakları Açısından Enerjiye Erişim Kavramı" adlı yüksek lisans tezinden kitaplaştırılmış eseri, günümüzün en temel sorularından biri olan “Enerjiye erişim bir insan hakkı mıdır?” sorusunu gündeme getiriyor. Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan ülkemiz Türkiye'de bizler için günlük yaşamın alelade bir parçası gibi görünen gündelik hayatımızı aydınlık ortamlarda sürdürmek, konutlarımızda veya işyerlerimizde terlememek/üşümemek ya da internet bağlantısına sağlıklı erişim gibi imkanlara sahip olmak, bizden daha şanssız milyonlarca insan için hâlâ ciddi bir mücadele konusu. Kitabın giriş kısmında belirtildiği üzere çalışma üç ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde enerjiye erişim kavramının ortaya çıkışı tarihsel bir çerçevede inceleniyor. İkinci bölümde enerjiye erişim kavramının içeriği ve önemi tartışılıyor. Üçüncü bölümde ise hukuksal çerçeveye odaklanılarak enerjiye erişim hakkının unsurları ele alınıyor. Bu bölümde özellikle enerjiye erişim hakkının; sağlık hakkı, yaşamaya elverişli konut hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı ve temel kamu hizmetlerine erişim hakkı ile yakın ilişkisi uluslararası sözleşmeler ve raporlarla destekleniyor. Kısacası sürdürülebilir, erişilebilir ve güvenilir enerjiden mahrumiyetin aslında birden fazla temel hakkın ihlali anlamına geldiği vurgulanıyor. Enerji hukuku ile iştigal eden biri olarak bu çalışmanın değerini özellikle vurgulamak istiyorum. Yüksek lisans tezinden uyarlanması sebebiyle kısa hacmine rağmen eser, çok önemli bir tartışmayı güçlü bir şekilde ortaya koyuyor: Devletler enerjiye erişimi güvence altına almakla yükümlü müdür? Enerji hakkı sağlanmadığında hangi temel haklar zedelenmiş olur? Bu sorular, günümüz dünyasında görmezden gelinemeyecek kadar hayati. Son kertede, eserin verdiği en
İnsan Hakları Açısından Enerjiye Erişim KavramıPınar Aksakal Aydın · On İki Levha Yayıncılık · 20201 okunma