"Hepimiz ölecek yaştayız"
Deniyorum, arıyorum ve bazen çuvallıyor,saçmalıyorum.
Kibir, acziyet ve var olma kaygısı içinde insan olmaya, insan kalmaya çalışıyorum.
Çatısı, çökük bir evin verandası
Çiseleyen bahar, göster yüzünü
Gıcırdayan ahşapta izlerin
Su ve toprak
Birbirine izinli
Fakat hava
Esince,
her deliğe girince
O yumuşamış toprak
Kaskatı kesilir.
Verandadan ayrılamıyorum ,
zeminin desenlerine karışamamış bu izler...
Belki yeterince çiçek düşerse üzerine
kaybolur.
Belki yıkasam geçer
Belki essem hırçınca sökülür
Ama
Kalsın böyle
Baştan aşağı izin
Belki de ben hemen eve girip
artık kapıyı kilitlemeliyim
Terkedilmiş görüntünün içinde
Açık çatının altında
Çiseleyen baharı hissetmeliyim.
Uyanmamalı gürültü dinginliğime
Burada saklandığımı bir bilse
Etme, ses etme
İfrata düşme, Tefrite düşme
Denge, denge, denge...
Tamam anladık da nasıl olacak o iş be ablam.
Çocuk gibi tahterevallide oynuyor zihnim
Ya bu işte var bir delilik
ya da bu, işte delilik
Sırnaşır pisicik kucağıma
Yaslamışız camiyi arkamıza
Şu kalabalığı seyrediyoruz birlikte
Ne çok şeyin farkında değiliz
Az önce hep birlikte coşan güvercinler
seyirci yetersizliğinden küsecekler.
Aşk olsun size koca kalabalık
ne olur bir an durup baksanız?
Bastonlar, topuklular, tekerler...
Zeminin sesi,
şehrin değil icatların sesi.
İçimi cimciriyor,
sonu adımlayan azalar
Hadi amcacım ha gayret!
Bir tarafta fütursuz tüttürenler
paketi saran fotoğraflar
keşke grotesk sanat olsa yalnızca.
Onlara inat kafamı masmavi göğe kaldırıp
dolu dolu hava çekiyorum ciğerlerime
Kanıyorum maviye.
Ekmek kuyruğu artık kahve kuyruğuyla kapışamıyor
La vida loca, ne güzel (!)
Hepsi kırmızıya yakalanacaklar
Ama uslanmazlar
Yine de koşacaklar
Sinirli şoförler dıııııııt!
Ve küfrü basacak.
Aman çocukların kulaklarına dikkat!
Hey dostum, akordu bozuk kemanın
bana bu gürültü için vergi vermeli.
"Zaten son erek değil miydiGenç ve kız?"
Ne diye tüketmelerine müsaade edeceğim, kimseye kaptıracak yıllarım yok benim.
Gençliğim, seni ellerimle sımsıkı tutacağım, ellerin izini dokundurmadan.
Sevgiyse özlemim, bir çiçeğe armağan ederim.
Üşürsem bir kediyi okşarım geceleri.
Bir dostla kol kola dolaşırım sokaklar boyunca.
Şu ereği atlayınca bilindi mi kıymetleri?
Hükmetmek kelimesini ne çok yanlış anladılar, inanç kılıfında ne çoklarını bilgiden mahrum bıraktılar.
Herkesin hakkı var dünyanın nasıl döndüğünü bilmeye!
Hizmetten başka neydi onların gözünde,
bu mudur kadın?
Bu mudur o özel muameleleri?
Benim hizmetim yalnız O'na.
Dinlemem gelenek vaazıyla aklı nefsiyle sarhoş olanı.
Kendilerine ant içtiklerini Meryem ikonası gibi rafa kaldırırken dışarıda her kadını av belleyenler, yolun yarısında çekip gidenler, eve yalnız beden olarak gelenler, bir teşekkürü çok görenler...
Size söylenecek ne sözler var.
Öfkeliysem, haklıysam.
Kimse susturmasın beni.
Kadınlığı hanımlıkla, zarafetle, prenseslikle bağdaştıranlar, sunumluk hayat yaşayanlar onlara da diyeceklerim var. Hele bir çıkartmaya çalışsınlar, gururla taşıdıkları o elması kat kat toprağın altından, bilmezler parmaklarındaki kanlı lekelerin hikayesini. Marifet olanı parlatmaksa bunda ne var? Marifet olmayanı oldurmak. Seyit'in kanıyla deveran eder Türk'ün içinde yaşam.
Tanımam Monroe, Nene hatunun torunuyum. Kurultayda buyururum. Sakınmam sözümle haddini aşanı hadım etmekten.
"artık para okuyor" dedi hacı teyze.
Nereden geleceği bilinmez sorulara nefes olan cevapların bu yüzden ümitvari olmalı.
Yaşanmışlıklar damlıyorsa acıyı bilen bir dilden, kırışmış gözler size çevriliyse
sadece dinlemeli araya girmeden.
Yola çıkmak gerek, geç de olsa yolda olmak gerek.
Duymalı ve görmeli, kalp ile bilmeli.
Yaşanılanlar öyle olduğu için doğru olamaz her zaman, geçmişimizi silerlerken bereketimizi çaldıkları gibi çalınan doğrularımızı da bize kim hatırlatacak onlardan başka?
Bir büyüğümüz kalmasa da kanımızdan bin büyüğümüz var yurdumuzdan
Bana geceyi gün eden Rabbim, şükürler olsun sana.