Öylesine hızlı, öylesine canlı,
ama kıpırtısız olan her şey,
kendi içinde çılgın bir makara gibi,
şu motorlu tekerlekler, kısaca.
Varolup kuru ilmekler gibi dikiş yerlerinde ağacın, sessizce, çepeçevre, bütün dallar karıştırmış sanki kuyruklarını. Ama nereden, nereye, hangi kıyıda? Değişmeyen, belirsiz bir kuşatma,
öyle sessiz, leylaklar gibi manastırı çepeçevre saran, gelişi gibi ya da ölümün diline öküzün tökezleyen,
sakınıp düşmekten, ötmeye çalışan boynuzlarıyla.
Bu yüzden, kıpırtısızlıkta, durup, kavramak;
o zaman, sonsuz bir kanat çırpışı gibi, yukarıda, ölü arılar, sayılar gibi, ah, soluk yüreğimin kucaklayamadığı şey,
kalabalıklarda, güçlükle dökülen gözyaşlarında,
ve çabaları insanın, ezinç; apansız ortaya çıkan kara işler buz gibi,
uçsuz düzensizlik, okyanusal,
şarkı söyleyip giren bana,
bir kılıçla sanki, arasında savunmasızların.