Fatih Sultan Mehmet, şüphesiz devrinin en " modern " hükümdarlarından idi. Ülkesini devrin en ileri ülkesi yapmak azmimde idi. Bir taraftan Doğu'dan astronom-riyaziyeci Ali Kuşçu'yu ve büyük edip Molla Câmî'yi ülkesine çağırıyor, öbür taraftan Batı'dan hümanist Ciriaco d'Ancona'yı ve ressam Bellini'yi sarayına davet ediyordu. İmparatorluğun maliye işlerini bir Napolili Yahudinin, Yakup Paşa'nın eline vermişti. Fatih, Galata'da Floransalıların ziyafetlerine katılmaktan çekinmezdi.
Bu beyânında Mustafa Kemâl, sekülarizmin zorunluluğunu şu kanıtlarla açıklamaya çalışmaktadır. 1. Müslümanız. Müslümanlığı reddetmiyoruz. 2. Fakat tarih gösteriyor ki, din siyaset vasıtası yapılarak menfaat ve ihtiraslara alet edilmiştir. 3. İnanç ve vicdanımıza ait kutsal duygularımız, bu gibi ihtiraslara alet yapılmamalıdır. Onu bu durumdan kurtarmak vazifemizdir. 4. ( Dünya ve din işlerini ayırmak ) Müslümanların bu dünyada ve öbür dünyada mutluluğu için zorunludur. İslam dininin gerçek büyüklüğü bununla meydana çıkacaktır.
Yazım dili hikâye akışı bana Ahmet Ümit'i anımsattı, mahalleyi sokağı betimlemeleri sonra olay örgüsü sanki Ahmet Ümit romanı okuyor gibiydim bu aşamaya kadar ilk kez okuduğum Bahaeddin Özkişi'yi sevdim ama tabi işin bir ama kısmı var, oda şu ki çok fazla mistik hava vardı romanda hani mantık silsilesi dışına kayılıyor fazlaca fantastik bir roman gibi ilerlemeye başlıyor alttan alta yazar vermek istediği hissiyatı veriyor elbette bu yönlerini çok beğendim ama cinler, büyüler derken bu mistiklikten bütün bir kitap boyunca polisiye roman havasıda olduğu için akıl oyunları olarak yordum finalde çıkılır bir mantığa olay örgüsü oturtulur diye bekledim. Bütün hikâye boyunca ama olmadı final yoktu hikâye yarım kalıyordu bu aslında hoşuma gider benim filmlerde sürekli mutlu son hoş bir şey değildir buruk bir final arada istiyor insan, fakat bu kitapta bence fantastik şeylerden hoşlanmayan benim gibi insanlar için mantık silsilesinde bir final yakışırdı tabi bu benim şahsi tercihimden gelen bir eleştiri onunda farkındayım. Genele yayılacak bir eleştiri yapmak gerekirse oda diyalogların yazım şekli sanırım burada da kitabın editörünü suçlamalıyım, gerçekten rezâlet derecedeydi. Doğru düzgün noktalama işareti yok iki karakter karşılıklı diyalog içinde ama dümdüz tek paragraf metin olarak yazılmış hangi cümleyi hangi karakter söylüyor heleki 3 kişilik diyaloglarda felan cidden anlamak için okumanızın yavaşlaması gerekiyor kaptırıp hikâyeye hızımı almışken frenlenmek hiç hoş değil, gözde yoruyor ayrıca.
İnkâr, gücünü bilgisizliklerden alır dostum, ve inkâr asrımızın sık sık ardına sığındığı şeylerden biridir. Çünkü kolaydır inkâr. İnsanı bir sürü zahmetlerden kurtarır.