Ebrus.

Lordlar ve Varisler- N. G. Kabal
3/10
·672 syf.·
2024 13. kitabı
Beklentilerimi asla karşılamayan bir fantastik kitabı incelemeye geldimm. Çok uzun zamandır bu tarz kitaplar okumuyordum okuma tarzım değiştiği için ama bu kitap hakkında tek bir kötü yorum duymamıştım ve çok büyük bir hevesle başladım okumaya.. Ancak beklediğim gibi değildi, övüldüğü kadar iyi bulamadım. Sebeplerine gelmeden önce kısaca konusundan bahsedelim. Elemental evreninde 4 elementten oluşan krallıklar, bu krallıkların lordları ve varisleri var. Aslında kitap sıradan insan dünyasında başlayıp o evrene gidiyor ki ben bu tarz başlangıçları sevmem. Fantastik kitaplarda olayın direkt o evrenden ibaret olmasını daha çok seviyorum. Neyse insanlar alfinlerin dünyasına gidiyor ancak 4 krallıktan biri yok. Su krallığı ve su lordu yıllar önce yok edilmiş. Baş karakterimiz Nova su varisi olduğunu öğreniyor ve sonrasında bu diyarda gelişen olayları, sırları okuyoruz. Şimdi... İlk olarak şunu söylemeliyim ki N. G. Kabal aslında sevdiğim bir yazardı en azından diğer wattpad yazarlarına göre gerçekten başarılı olduğunu düşünüyorum nitekim bu serinin kurgusu da gayet güzel. Ancak ve ancak şunu biliyorum ki bir kitap ne kadar iyi bir kurguya sahip olursa olsun, benim için karakterler her zaman daha önemli oluyor ikisi bir bütün de olsa. Çünkü bir kitabı sevmesem bile karakterlerini sevdim mi kitap aklımda kötü bir yer edinmiyor. Bu kitabın kurgusu her ne kadar beni içine alamasa da gayet başarılı bunu kabul ediyorum. Ama insanın bir tane sevdiği karakter olmaz mı... Karakterleri özellikle de Nova'yı o kadar sevmedim ki anlatamam ya. Kitabın başından itibaren Nova için duyduğumuz tek şey 'deli' olması. Anladık be bi sen cesursun ki cesaret bile değil onunki gerçekten delilik. Ama kitaptaki delilik bize Nova'yı gözükara bir karakter olarak algılamamız için söyleniyor. Oysa ben
Fantastik Roman
Lordlar ve VarislerN. G. Kabal · Martı Yayınları · 202110,3bin okunma
roxana agriche isimli okura yanıt verildi
Ebrus.
Eveet sonunda benim gibi düşünen birii🤭 hahaahh tamamdır ikinci kitabı okumak yok...
Reklam
DİRİLİŞ- Tolstoy
10/10
·590 syf.·
2024 6. kitabı
‘’Başkalarının görmediğini gördüğüm için ben mi deliyim, yoksa bu gördüklerimden sorumlu olanlar mı deli?’’ Babamın kitaplığının bana sunduğu nimetlerden bir tane daha. Çok severim kitaplık karıştırmayı, bu sevgi bana çok özel kitaplar katmıştır tıpkı Diriliş gibi. (Bir de benim okuduğum kitap sararmış çürümüş.. tam sevdiğim kıvamda mm) Diriliş uzun zaman sonra okuduğum en iyi klasik oldu ve böyle bir baş yapıt bana inceleme yazdırdığı için kendimi şanslı hisseddiyorum. Tolstoy’un dirilişi, bir kendini bulma, yeniden doğma öyküsüdür. Sosyetenin içinde yaşayan Nekhlyudov için hayat çok basit, içinde hiçbir sır bulunmayan, çağdaşları ile kurduğu sosyal-boş ilişkiden başka hiçbir özelliği olmayan bir şey. Çünkü o her şeyden önce KENDİ VİCDANINDAN VAZGEÇİP BİR BAŞKASINA İNANMIŞ. Nekhlyudov’un diriliş öyküsü; jürilik yaptığı bir mahkemede, yıllar önce birlikte olur olmaz terk ettiği Moslova’yı görmesiyle başlıyor. Moslova cinayetle yargılanıyor ve suçsuz olduğu ve bunu bildikleri halde hapis cezası yiyor. Nekhlyudov onun orda bulunma sebebini kendisi olarak görüyor, yıllar önceki sorumsuz davranışının Moslova’yı hayatta bu yola ittiğini düşürken bir karar veriyor. Moslova’nın hapislerde çürümesine izin vermemek için, masum bir insan için verdiği savaş başlıyor ve biz onun efsanevi yolculuğuna şahit oluyoruz. Bu yolculukta nelere şahit olmuyoruz ki… Masum olduğu halde ceza alan binlerce insan, yozlaşmış ve amacından sapmış kiliseler, Üst tabakayı ilahlaştıran sömürülen işçiler, hiçbir zaman emeğinin karşılığını alamayan köylüler, faşist yönetim, yaşanacak değişikliklerin tek bir ağza bakması, ahlaksızlıktan çok dem vuran burjuvanın aslında en büyük yolsuzlukları yapması… İnsan kendini yaşadığı çevreden bağımsız bir yola itince, ne kadar kör olduğunu fark ediyor aslında.
Edebiyat & Roman
DirilişLev Tolstoy · Engin Yayıncılık · 201421,6bin okunma
Ebrus.
Bu arada okuduğum basım çok eskiydi engin yayıncılık diye bir yayın. Çeviriyi beğendim sadece yazım yanlışları vardı ara ara. O da çok göze çarpan okurken bütünlüğü bozan cinsten değildi. Okunabilir
Şairin üçüncü şahıs diye nitelendirdiği kişi kimdir?
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ gözlerin gözlerime değince felâketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım felâketim olurdu ağlardım ne vakit maçka'dan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi bir rüzgâr aklımı alırdı sessizce bir cıgara yakardın parmaklarımın ucunu yakardın kirpiklerini eğerdin bakardın üşürdüm içim ürperirdi felâketim olurdu ağlardım akşamlar bir roman gibi biterdi jezabel kan içinde yatardı limandan bir gemi giderdi sen kalkıp ona giderdin benzin mum gibi giderdin sabaha kadar kalırdın hayırsızın biriydi fikrimce güldü mü cenazeye benzerdi
Sayfa 43 - Attila İlhan/ Yağmur Kaçağı
Ebrus.
Ayy ben bir ara takmıştım bu şiire atilla ilhan üçüncü şahıs olsa gerek 🙃
Küçük bir Nâzım meselesi
10/10
·772 syf.·
2023 29. kitabı
Ah ah neresinden başlasam. İlk genel konuşayım en iyisi kitabı anlamak ve anlatmak açısından. Daha sonra şahsi düşüncelerime gelirim. Nâzım Hikmet Ran. En sevdiğim şair. Devrimin ve aşkın adamı. Pek çoğumuz belki de Nâzım'la devrime ve aşka inandık. Devrimi aşksız düşünemez olduk onunla. Nâzım hayatında pek çok kadına aşık olmuş ve hepsine şiirler yazmış ama kimse bir Piraye olamamış. Piraye iki çocuklu (Suzan ve Mehmet) boşanmaya adım atacak olan bir kadın, Nazım ise dönemin komünist şairi. 1938'de komünizm propagandasıyla suçlanarak hapse atılır ve Nazım ile Piraye'nin 12 yıllık mektuplaşmaları başlar. Kitapta Nazım'ın pirayeye yazdığı bu şahane mektupları okuyoruz. Birbirlerine olan hasretlerini öyle cümlelerle dile getiriyorlar ki tamam diyorsunuz, böyle bir aşk olamaz. Yıllar boyunca Piraye onu sabırla bekliyor, Nazım da ona kavuşma ümidiyle yaşıyor. Hapishanede ona en güzel şiirlerini yazıyor. Derken... Nâzım Bursa cezaevindeyken yanına Münevver Berk geliyor ve Nazım onu yıllar yılı sabırla bekleyen eşini terk ediyor hem de bir mektupla. O sayfayı okurken şok oldum. Hayır ya dedim bu gerçek olamaz. Teorik olarak bilsem de okumak, Nazım'ın cümlelerine bizzat tanık olmak beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. "Seni seviyorum, sevgilim. Bir mektup yazsam 1000 sayfa olsa, her sayfada 1000 satır ve satırda 1000 defa seni seviyorum desem..." "Ben seni niçin bu kadar çok seviyorum, Piraye? Nasıl oluyor da bir insan başka bir insanı bu kadar çok sevebiliyor? Keramet sende mi, bende mi?" "Seni nasıl seviyorum, Piraye. Hayatımın en büyük nimetisin. Sana ne çok, ne anlatılamayacak, sayılamayacak kadar çok şey borçluyum. Bazen, ya Piraye olmasaydı diye düşünüyorum ve tüylerim diken diken oluyor." Bu cümleleri kuran Nazım aynı zamanda nasıl şu cümleleri kuruyor: "aramızdaki
Piraye'ye MektuplarNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20176,1bin okunma
Halime Topbaş isimli okura yanıt verildi
Ebrus.
Kesinlikle🙏 teşekkürler 💐
Reklam