1984... Gerçekten insana kendi yaşadığı toplumu ve çevreyi sorgulatan çok derin bir kitap. Bu distopyanın, gerçekten insanı korkutan ve insanların ne kadar çok manipüle edilebileceğini gösteren bir yanı var ve okurken acaba aslında ben de mi manipüle ediliyorum diye korkunç bir fikri insanın aklına sokuyor.
Kitaptaki en ürkünç şeylere geçecek olursak kitapta insanların her şeyi kontrol altında ve Büyük Birader adı verilen bir kişi tarafından kontrol ediliyor. İnsanların ne düşünmesi ne aşık olması ne kendi öz çocuklarına güvenebilmesi mümkün bile değil çünkü parti ve büyük birader anne çocuk arasındaki ilişkide bile var. Parti de görevli kişilerin evlerinde tele-ekran adı verilen bir cihaz var. Cihazın çalışma mekanizması televizyona benzer ama bulunduğu odanın seslerini ve görüntülerini merkeze gönderiyor yani insanlar evlerinde bile her saniye gözetim altında oluyorlar. Yenisöylem adı altında da dili gün geçtikçe daraltıyorlar çünkü dil küçüldükçe insanın düşünme olanağı elinden alınır ve aynı yargılardan başka bir şeyi zihninde canlandıramaz. Bir de beni en çok geren konu "Düşüncesuçu" böyle bir şeyin mümkün olması bile insana kendi başına kafayı yedirtir. Çünkü parti tele-ekran sayesinde insanların yüz ifadelerini izleyerek onların uygun şeyler düşünüp düşünmediğini bile izliyorlar. Ve partiye karşı en küçük bir kötü tutumun cevabı buharlaştırılmak yani önce sizi delirtip sonrasında ise öldürmek.
Bu kitap herkesin okuması gereken ve okurken de toplum yapımızı ve kendinizi bol bol sorgulatan bir baş yapıt. Hiç farkına bile varmadan manipüle edilmek ve sürü psikolojisi ile en yakınlarını yakmak olsun bu kitap insanın dünyanın korlutucı gerçekleri ve bizim aslında elimizden pek de birşey gelmeyeceğinin çok büyük bir kanıtı.