Zorla koparılıyorum sıradan şeylerden ve her sabah cinnetin dipsiz kara kuyusunun üzerinde havada asılı kaldığım bir dehşet anı yaşıyorum.Ve düşeceğim bu kuyuya, düşmek zorundayım.
Ve her şey yabancıydı.Ağaç yabancıydı, günbatımı yabancıydı, su yabancıydı, tadı ve kokusu farklıydı; sanki ölenlerle birlikte biz de yeryüzünü terk etmiş ve başka bir dünyaya geçmiştik, esrarengiz olayların ve kasvetli, uğursuz gölgelerin dünyasına.
Tanıdım bu kızıl kahkahayı.Aramış ve bulmuştum onu.Bütünlüğü bozulan, paramparça olan acayip bedenlerdeki şeyin ne olduğunu anlamıştım artık.Kızıl kahkahaydı bu.Gökyüzünde, güneşteydi ve çok yakında tüm dünyaya yayılacaktı bu kızıl kahkaha!
İnsanlar konuşuyorlardı, o alıyor, o bırakıyor, o alıyor, öteki bırakıyordu.Baş döndürücü bir hızda gelişiyordu her şey...Yıldızlara kadar dinledi, dinledi.Hep dinliyordu.