Zaman zaman hepimizin hayatından Âdemler, Naciler ve Zilli Türkanlar geçmiştir. Geçip giderken de biraz bizi biraz da hayatımızı dağıtmıştır. El elalem işte. İşine nasıl geliyorsa hep öyle öyle mahvetmişlerdir hayatımızı. Kimisi bir bakışıyla kimisi bir gülüşüyle kimisi de sinsice hayatımıza attığı ipler ile.
Tuğba Saydam hocam bu tiplemeleri ve yaşananları hayatın potasında güzelce eritmiş. Kadına
Kendine Ait Bir Oda bile vermeyen sistem için çok ince ve vurucu duygusal ve ruhsal çözümlemeler yapıyor. Çünkü o bir kadın. Önce etek boyu sonra yaşı soruluyor sonra da hep susması gerektiği söyleniyor ona. Kadın bu çünkü. Hep bir adım geride, hep en çok dırdır yapan hep çalışmak, eksikleri , acıları kapatmak zorunda olan.
Kadın
Toplumun omzuna ur,
Kızını terbiye etmek istiyorsan ayaklarına pranga vur.
Sustur onu sustur.
Şimdi gazetede 3. sayfa haberi de yoktur.
Kadın namus, kadın para, kadın güç, kadının varlığı en büyük suçtur. (!)
Kadın öldü.
Kadın öldü diyorum size.
Her kitap insanın içinde bir sızıya, onu insan yapan noktalara dokunur. Kitap bende daha fazla noktaya temas etti. Şu anda bu kadarını yazma gücü bulabildim. Bir yerlerde bazı insanlar acılar çekiyorsa ya da her ne sebeple olursa olsun varlığı yok sayılıyorsa zulüm işte oradadır. Ve zulmün karşısında susmamak gerekir. Çünkü sustuğumuz gün karanlıkta kalacağız ve bu karanlık zalime fırsat verdikçe bitmeyecek.
İnsan kalan noktalarınız için bir daha bu satırları düşünün derim. Naçizane bu kitabı bu zamanda okumaya ihtiyacım varmış. Teşekkürler
İlk defa bir şiir kitabına inceleme yazıyorum.
Biraz şairane heyecan da yok değil:) Öyleyse bu heyecana kelimeler tercüman olsun!.. Siz hiç gökyüzüne şiir yazıldığını duydunuz mu? Gerçi
Nazım Hikmet Ran güzel günler göreceğiz diyerek motorları maviliklere süreceğimiz inancını aşılamıştı bize. O günden bugüne geldi bu inanç. Nazımca demli bir şiir dolduruyor
Oğuz Yılmaz hocam kitap boyunca. Kâh hayattan kah hayatından izler bırakıyor zihnimize. Bir çift mavi gözü de unutmuyor. Onun gözlerindeki derinlikle nutkunu bir kez daha hatırlatıyor. Satırlar arasında bir ruh var aslında. Bizler o ruhu okuyoruz. İçimize dokunan satırlar bunlar. Aşka dair bir umut, acı, sevinç ve hayal kırıklığı beliriyor zihnimizde. İşte biz onların elinden tutacağız. Onların bizi terk etmesine mahal vermeyeceğiz. Bir bakmışız bir gün saatimiz 8.15 gelmiş. Demli bir çay doldurup demleneceğiz. Buram buram herkesten ve her şeyden bir parça kokan bu satırlara dikkat ediniz.
Oğuz Yılmaz hocam'ın branşının ve mesleğinin vermiş olduğu etkiyle de Türkçe'yi, edebiyat'ı şiirle harmanlayışı yaratıcı bir yazarlık resmedildiğini gösteriyor. Belki bir çırpıda okunacak gibi görünebilir ancak her satır her an içinizde kanat çırpacaktır.
Oğuz Yılmaz hocam'ın da dediği gibi şiirleri sürelim maviliklere... (":
Her şey çocukların adaya düşmesi ile başladı. Beraber adadan kurtulma yolları vs. derken güzel gidiyordu taa ki Jack her şeyin içine edene kadar. Topluluğa baş kaldırıp yeni bir kabile kuran Jack
Hayatta herkesin bir hikâyesi vardır. Acı ya da tatlı, öyle ya da böyle. Kabul etsek de etmesek de göğsümüzü dağlayan acılar vardır. Umudumuzu kıran tacirler vardır. Bu tacirler ruhumuzu zehirlerler.