"Gün ışığını hiç görmemiş köre,doğanın ezgilerini hiç dinlemeyen sâğıra,ruhunun sesini hiçbir zaman dile getirememiş ahmağa üzülüyorsunuz da,edep gibi yalancılıktan bir bahaneyle,mutsuz dertli kadını deli eden,elinde olmadan iyiyi görmesini,Tanrı'yı duymasını,inancın ve aşkın saf dilini konuşmasını engelleyen bu gönül körlüğüne,bu ruh sağırlığına,bu bilincin dilsizliğine üzülmek istemiyosunuz..."
Belki de insanın fıtratında vardır. Ama düşündüğümde bir insanın yaptığı iyiliğin temelinin 'korku' olduğunu düşünürüm. Zira korkunun kötü bir şey olduğunu söylemeye çalışmıyorum. Ama düşünün toplu taşımadasınız ve yaşlı biri ayaktayken siz -genç olduğunuzu varsayalım.-; ya çevrenin üzerinize yapacağı baskıdan ya da tanrıdan korkarsınız.
Lakin şöyle bir şey de var ki, kimsenin görmediği bir yerde neden iyilik yaparsın ki?-tanrıya atıf yapmıyorum yani kısmi olarak- Aslında burada Immanuel Kant' ında dediği gibi “Ahlak, çıkarla değil, görev duygusuyla yapılır.” Yani içimizde 'doğru olan -etik olan- ı yapma' hissi oluşur.
Bazen de insan anlam arayışından iyilik yapar. 'İyilik insana ben boşuna yaşamıyorum' ifadesini anımsatıyor. Sonuç olarak insan anlam arayan bir varlıktır da...