Geciktirmenin veya ertelemenin en önemli nedenlerinden biri de karşımızdaki iş veya görevi kocaman ve yekpare halde düşünmektir. Halbuki burada geliştirilebilecek ikinci bir beceri işimizi oldukça kolaylaştırır: İşi yapılabilir parçalara bölmek, parçaları kümelemek ve kümeleri teker teker bitirerek bir sonrakine geçmek...
Şimdi, bu durumu karmaşık bir labirente yukarıdan kuş bakışı bakmak olarak düşünelim. İnsan labirentin içinde gezen bir denek olsun. Yaratıcısı ise labirenti yukarıdan görmekte ve o insanın gidilebileceği olası tüm yolları bilmektedir. Şimdi bir farka daha dikkat edelim: Yaratıcı, zamanı da yaratmış ve insanı ona tâbi kılmıştır. Yani labirentin içinde seyahat eden insan zamana bağlı seçimler yaparak geçmişten geleceğe ilerler. Ama onu izleyen Yaratıcı zamandan bağımsız olduğu için onun tüm seçeneklerini ve neleri seçtiğini “bir bakışta” görebilmektedir. O’nun için o insanın seçeceği yol bu nedenle gayet açık bir biçimde bellidir. Ama labirentin içindeki insanın labirenti anbean keşfetmesi, her bir kavşakta yeni bir karar vermesi gerekmektedir. Kararlar vermesi, çıkmaz yollara sapması, açık yollar araması, durması, düşünmesi, ipuçlarını değerlendirmesi... İnsan bir seçimi yapana kadar o ve ondan sonraki tüm seçimlerin neticeleri kendi açısından tamamen belirsizdir.
Eğer bir yaratıcının hatta tanımı itibariyle “her şeye gücü yeten bir yaratıcının” varlığına inanıyorsak gerçekleşebilecek ve gerçekleşmiş bütün olasılıkları da O’nun yaratmış olması gerekir. (İnanmıyorsak zaten bu tartışma gereksizdir, geçilebilir.) Bütün olasılıkları yaratmış olan bir yaratıcı zihin, olabilecek her türlü kombinasyondan da tanımı gereği zaten haberdardır, her türlü kombinasyonu bilmektedir. Bilmektedir; çünkü bilmeden olasılıkları yaratmak söz konusu değildir.
Sonuçta ömrümüz boyunca zamanı geçiştirmek için yaşayınca, zamanın elimizde olduğu durumlarda da artık onu kullanma yeteneğimizi çoktan kaybetmiş olabiliyoruz...