Pavel dimdik ayakta duruyor, kolunu onlara doğru uzatarak bağırmadan, dupduru bir sesle sürdürüyordu:
"Biz devrimciyiz. Ve birtakım kimseler yalnızca buyruk verdikçe, kimileri ise yalnızca çalıştıkça, devrimci kalacağız. Sizin, çıkarlarını korumakla görevli olduğunuz düzene karşı
savaşmaktayız. Bu düzenin de, sizin de uzlaşmaz düşmanıyız biz; ancak sizleri yendikten sonra barışabiliriz. Ve yeneceğiz sizleri! Çıkarlarını savunduğunuz sınıf, sandıkları kadar güçlü olmaktan çok uzaktırlar. Köleleştirdikleri milyonlarca insanı feda ederek biriktirip korudukları bu servetler, yani
bize egemen olmalarını sağlayan bu güç, kendi aralarında da düşmanlık, karşıtlık, çekişmeler yaratmakta, onları hem maddi, hem manevi bakımdan mahvetmektedir. Mülkiyetin savunması çok büyük bir gerilim gerektirir. Ve gerçekten de efendilerimiz olan sizler, topunuz bizden daha fazla kölesiniz. Sizin kafalarınız tutsakdır, bizim ise bedenlerimiz. Sizi manen
öldüren ön yargıların ve alışkanlıkların boyunduruğundan kendinizi kurtaramazsınız. Oysa bizim içten özgür olmamıza kimse engel olamaz. Bize verdiğiniz zehirler, istemeyerek
bilincimize akıttığınız panzehirlerden daha güçsüzdür. Bu bilinç durmaksızın büyüyüp gelişiyor, gitgide alevleniyor, üyesi bulunduğunuz sınıfta bile en iyi, manen sağlıklı ne varsa
ardından sürüklüyor. Bakınız, daha şimdiden sizin gücünüz
adına ideolojik mücadele yürütebilecek hiç kimseniz kalmamıştır. Tarihsel adaletin şamarına karşı sizi koruyabilecek tüm kanıtları tüketmiş durumdasınız artık. Fikir alanında hiç
bir yeni şey yaratamazsınız, kafaca kısırlaşmışsınızdır. Oysa bizim fikirlerimiz boy atıyor, her an daha parlak bir ışık saçıyor, halk yığınları arasında yayılıyor ve onları özgürlük savaşına hazırlıyor. İşçi sınıfının büyük rolünün bilinci tüm işçileri bir can