Rabbimizi bütün kâinatı saran büyük bir ağaç gibi düşün, her şey, herkes o ulu ağacın parçası, o ağacı görmüyoruz, biz zavallı bir beşeriz, bizim görebildiğimiz sınırlı, biz o ulu ağacın bir küçük dalını görüyoruz, o dalda bazen bir yaprak kuruyor, bir yaprak düşüyor, bir dalın ucu kırılıyor, ağacı göremediğin sadece küçücük bir dalı gördüğün için bunu anlayamıyorsun, o dala, o dalınbağlı olduğu ağaca düşman oluyorsun. Ama burada bir yaprak düştüğünde, bir dal kırıldığında, başka bir yerde başka bir yaprak doğuyor, başka bir çiçek açıyor, başka bir dal būyüyor, sen onu görmüyorsun, nerede başka bir yaprak açması için nerede bir yaprağın düşmesi gerektiğini zavallı beşer nasıl bilsin, o gördüğünü biliyor sadece. İsyan ederken kendisine bütün hakikati, bütün kâinatı, o kainatı saran muazzam ağacı, o ağacın her dalını, her yaprağını, her çiçeğini, dengesini anlatmasını istiyor, anlatmadığı için ona isyan ediyor. Ama düşün güzel kızım, küçücük bir dalı gören beşer o dalda yaşananlara dayanamazken, bütün ağacı görse o zavallı aklı bu hakikati taşımaya yeter mi? Bütün hakikati görmeye, o hakikati taşımaya bizim kudretimiz yetmez, Rabbimiz bize her şeyi göstermeyerek aslında bizi koruyor. Ağacı göremezsin ama onu hissedebilirsin, etrafına bak, geceye bak, gündüze, yıldızlara, mehtaba, güneşe bak, yavrum... Bütün bunları gör-düğünde ruhunda hissedeceksin hakikati, o zaman ona isyan etmeyecek, ona sığınacaksın, o seni koruyacak, bazen düşen
bir yaprakla, bazen açan bir çiçekle koruyacak seni, seni koruyacağını bilip, buna inanacaksın...