Başta diyorsun ki bu kitap bir laboratuvar deneyi mi, dram mı, yoksa "fareli bilim kurgu dramı" diye yeni bir tür mü?
Sonra bir karakter geliyor: Saf, temiz, pamuk gibi. Hani markette yere para düşürüp üstüne basan insan var ya, onun tam tersi. O kadar saf.
Ama bir gün... Zekâ seviyesi roketliyor. Öyle böyle değil. Adam birden Word dosyasına MLA formatında makale yazmaya başlıyor. Ama kalp... Ah o kalp… Hâlâ "ben niye yalnızım ya" diye iç çekiyor.
Ve fare… Algernon…
Dostum, o fare öyle bir fare ki... Onu okurken hayatı sorguluyorsun. Sonra fareye sarılasın geliyor ama “fareye sarılınan dönem” diye bir çağ yok literatürde.
Kitap ilerledikçe yüzündeki ifade “haha ne tatlı ya”dan “oha... bu... bu biraz fazla gerçek oldu”ya evriliyor.
Gülüyorsun, sonra durup “ben neye gülüyorum ya şu an?” diyorsun.
Ve final…
Neyse oraya girmeyelim.
Spoiler yok, acı var.
Ama net söyleyeyim:
Mutluluğun IQ ile ilgisi yok.
Ve bazen en çok zeki insanlar, en yalnız kalabalıklardır.
Ama merak etme, kitap boyunca kendine bol bol "hmm" dedirtiyor.
Ve bir de "vay be"...
Yeong-hye bir sabah uyanıyor ve “Ben artık et yemeyeceğim,” diyor. Eşi şok. Ailesi panikte. Teyzesi muhtemelen WhatsApp grubuna "yazık kafayı yemiş" diye yazmış.
Ama mesele bu değil ki. Kadın sadece et yemiyor sanıyoruz ama aslında sistemin ta kendisine kafa tutuyor. “Ben sizin normlarınıza kök salmam kardeşim,” diyor.
Ve bunu öyle sakin, öyle sessiz yapıyor ki... okuyanın içi içini yiyor.
Bu kitapta üç kişi anlatıyor:
1. Pasif agresif koca: "Eşim artık normal değil "
2. Kayınbirader (sanatçı bozması): "Ben onun bedeninde sanat aradım ama arada biraz sapıttım"
3. Abla: "Herkes manyak ama ben hâlâ pazara gidip alışveriş yapıyorum, bana bir şey olmaz inş
Okunmalı mı?
Hem de nasıl. Ama yanına çerez almayın, iştah kapanabilir.
Ve belki de ilk defa, bir karakterin fotosentez yapma hayaline bu kadar saygı duyacaksınız.
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma
Vigdis Hjorth, bu kitapta ailesiyle “duygu gürültüsü” yaşayan bir karakteri öyle bir anlatıyor ki… hani bazı cümleler var, okurken gözünün önüne çocukluğun geliyor ama Norveç karları altında üşüyerek geliyor. İçinde herkes konuşuyor ama aynı anda kimse hiçbir şey söylemiyor.
Bu kitapta gerçeklik, halının altına süpürülmüş sırlarla dans ediyor. Psikoloji desen var, anı defteri desen o da var. Zaten kitabı bitirince terapiye mi gitsem, yoksa yazara mektup mu yazsam kararsız kalıyorsun. Ama tek emin olduğum şey şu: Bu kitabı okurken hem kafamda hem kalbimde yer açmak zorunda kaldım.
Yalnız okurken evde annenizin sesini duyarsanız… arayın. Belki biraz geç kaldınız, belki de tam zamanıdır.