Şükrü Erbaş, bu kitabında insanı kendi yüküyle, yalnızlığıyla ve birbirine iyi gelme ihtiyacıyla anlatıyor. Sözcüklerinin her biri, içe doğru açılan bir kapı gibi; okurunu kendi karanlığının içine götürmekten çekinmeyen ama orada bir ışık da yakan bir çağrı niteliğinde. Kitap boyunca en çok hissedilen duygu; insanın insana iyi geldiği, yarayı yine insanın sardığı gerçeğidir. Çünkü yazara göre acı, paylaşıldıkça hafifler, kelimeye döküldükçe iyileşir.
“Şu dünyada kimse kimsenin yerine ağlayamaz.”
Ama herkes, birinin gözyaşına omuz olabilir.
Bu kitap, acının tek sahibinin insan olduğunu söylemekle kalmaz; bağ kurmanın, dayanışmanın ve yüreklilikle birbirine yaklaşmanın önemini de fısıldar. İnsanın iç hesaplaşmalarını, en kırılgan yerinden tutarak anlatır. Sözcüklerinde bazen bir çiçek açar, bazen kış soğuğu. Ama her satır, yaşama dair bir iz taşır.
“İnsan, kendine baktıkça eksilir; başka birine yüklendikçe çoğalır.”
Şükrü Erbaş’ın cümleleri sade ama derindir. Uzun cümlelere başvurmaz; ama kısa kelimelerin içine ağır anlamlar sığdırır. Her okunuşta farklı manalarla okur karşısına çıkar. Satır satır heyecanla okuduğum ve sizlerle de paylaşmaktan mutluluk duyduğum bir eser oldu.