İlk olarak kitabın konusundan bahsedelim. Bir katil, Hercule Poirot'ya bir "oyun" niteliğinde mektuplar gönderir. Bu mektuplarda bir cinayet işleyeceği ve nerede işleyeceği hakkında Poirot'ya bilgi verir. Başta anlatıcı, Poirot'nun en yakın arkadaşı Arthur Hastings, bu mektupları kale almamayı istese de Poirot bir şeyler sezer. Mektupta verilen tarihte ise Poirot haklı çıkar. Tam denilen vakitte ve yerde bir cinayet işlenmiştir. Artık gerçek oyun başlar.
Yine Agatha yine ters köşeler yine ve yine beklenmedik son.
Kendi düşüncelerime gelecek olursak, her şüpheliyi tek tek düşündüm. Bazı verilen bilgilerle değerlendirdim. Ancak asla tam uyuşan bir karakter çıkmadı. Yalnızca Poirot sonda her şeyi açıklarken kim olduğunu anlayabildim ne yazık ki. Tabii, kitap boyu aklımda geçen tek bir cümle vardı: Poirot ile oyun oynanır mı? Cevabını hep birlikte alıyoruz kitap sonunda. Asla ama asla katilin hakkını yiyemem. Kesinlikle çok zekiceydi. Ancak Poirot'nun da hakkı yenmez. Adam olay sürecinde neler neler düşünüyor, neler neler hatırlıyor. Olayları bağlamasında da elbet bir mantık var. Tabii buradan da konu yazara bağlanıyor. Katilin zekâsı da olayın işlenişi de dedektifin zekâsı da Agatha'nın kaleminden çıkma. Boşuna "Polisiyenin Kraliçesi" denmemiş. Okudukça anlıyorsunuz.