Arabaya konularak bir eve getirildi ve birkaç kişinin yardımıyla içeri sokuldu. Siması ıstıraptan, acıdan ve üzüntüden o kadar değişmişti ki Osman Paşa’yı tanıyabilmek güçtü. Gözlerinde yaşlar vardı ama bu yaşlar çektiği maddi acıdan ziyade teessürden ve gazaptan ileri geliyordu. Çehresinin ifadesi: “İşin sonu geldi!” der gibiydi.
17.000 kişiyi barındıran bir kasabada 8.000 hasta ve yaralı yatıyordu. Bütün camiler, resmi binalar ve evler, ateşler içerisinde yanan hastalarla doluydu. Yerli Türkler, kadın erkek ellerinden geleni yapabilmek için gece gündüz çabalıyorlardı…
27 Kasım’da Ruslar, Türk tabyalarının önüne kötü ve bozuk bir Türkçe ile yazılmış birtakım levhalar diktiler. Bu levhalarda şu haber yazılıydı:
“Kars düşmüş, Muhtar Paşa ordusu teslim olmuştur. Siz de her taraftan çevrilmiş bulunuyorsunuz. Hiçbir kaçmak yahut yardım almak imkânı kalmamıştır.
Padişahınız sulh yapmak istiyor. Sizi burada tutmakla ayak direyen yalnız Osman Paşa’dır. Teslim olun ki ailelerinizi dünya gözüyle görebilesiniz. Eğer böyle yapmazsanız açlıktan öleceksiniz. Elinizden gelen her şeyi yapınız. Bundan fazlası da beklenemez.”
Bütün Plevne baştan aşağı bir hastane halindeydi. Veba sokaklarda kol geziyordu. Birtakım bulaşıcı hastalıklar, mücadele edecek ilaç olmadığından etrafa egemen olmuşlardı. Her ev payına düşen hasta ve yaralıyı barındırmaktaydı. Hastaneler ağzına kadar doluydu. İlaç, hatta pansuman malzemesi bile bulamayan doktorlar ve cerrahlar acıyı hafifletmek için bir şey yapamıyorlardı.
Sargı bezi paha biçilemeyecek kadar değerliydi. Öyle ki yeni yaralar ancak biri ölünce sarılabilir hale gelmişti. Bombardıman ve hastalık yüzünden ölüm öyle bir seviyede seyrediyordu ki artık kimsede ölüye acıyacak hal kalmamıştı.
Osman Paşa bu mektuba cevabını yazarken mütareke bayrağını taşıyan altı Kazak süvarisine mükemmel bir yemek verdirerek Plevne’de yiyecek durumunun hiç de fena olmadığı intibasını veriyordu. Grandük’ün mektubuna Osman Paşa’nın Fransızca cevabı şöyleydi:
“Plevne Başkomutanlık Karargâhı
12 Kasım 1877
Ekselanslarının tarafıma göndermek lütfunda bulunduğu 11 Kasım tarihli mektubu almış bulunuyorum.”
Emrim altındaki imparatorluk ordusu cesaretini, azmini ve gücünü her vesileyle ispat etmiştir. Bugüne kadar yapılan savaşların hepsinde muzaffer olmuştur. Majesteleri Çar Hazretleri işte bu sebepten dolayı muhafız alayını ve humbaracıları getirtmek zorunda kalmıştır. Yukarı Dobnuk ve Telis mağlubiyetleri ve oradaki kuvvetlerin esir alınması, bütün muharebe imkânları kesilmiş ve ana yolları işgal edilmiş olması ordumu düşmana teslim etmem için yeterli sebep değildir.
Birliklerimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve Osmanlı ordusunun şerefini korumak için yapmaları gereken her şeyi henüz yapmamışlardır. Bugüne kadar inancımız ve vatanımız için kanlarımızı seve seve döktük, teslim olmaktansa daha da fazlasını vermeye hazırız.
Dökülen kanların mesuliyetine gelince, bu mesuliyet her şeyden önce dünyada ve ahirette, bu savaşı tahrik etmiş ve yaratmış olanlara aittir.
Ekselanslarınıza olan hürmetlerimin kabulünü rica ederim.
Osman
Plevne Ordusu Komutanı
Pordim’de bulunan ekselansları Grandük Nikola’ya.”