Yakup Coşkunoğlu

Tarihle yakından ilgilenenler, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslümanların, İstanbul’un 400 yıl önceki fethinden beri böylesine bir sevinç duyulmadığını söylüyorlardı. Osman Paşa’nın zaferi üzerine şarkılar besteleniyor “Plevne asla düşmeyecek” mısraları binlerce kasabanın kahvelerinde, sokaklarında ve pazar yerlerinde heyecan dolu kalabalıklar tarafından söyleniyordu. Halk, Osman Paşa’dan ve Plevne’den başka bir şey konuşamaz olmuştu. Çocuklar bile mahalle aralarında Plevne Oyunu oynuyorlardı. Camilerde Müslümanlar yiğit cengâverlere dualar ediyor, gidişatı nihayet Türklerin lehine dönmeye başlayan savaş için son ihtiyat askerleri de silah altına alınıyordu.
Reklam
15 Eylül’de, 13/14 gecesi savaş alanına girip ölüleri soymaya kalkışan onu erkek, üçü kadın ölü soyucu çetesi asıldı. Bunların biri Türk, diğerleri Bulgar, Macar ve Rumen; çoğu ise Roman’dı. Orhaniye ve Plevne arasındaki telgraf hattı tekrar kesilmiş olduğu için bütün dünya ile ilişki kesilmişti. Düşman süvarisi, sadece Orhaniye yolunu değil Rahova, Lom Palanga ve Vidin’le olan haberleşme ve ulaşımı da kesmişti. Tayinler azaltıldı. Plevne ordusunun sıhhati de artık bozuluyordu. Dizanteri, telaş edecek derecede çoğalıyor, kolera ve tifo vakaları da görülüyordu.
Artık telgraf hatları çalışmadığı için Osman Paşa bir albayı İstanbul’a gönderdi. Tam bir macera sonucu İstanbul’a beş günde ulaşan Albay, Padişah II. Abdülhamid’e Osman Paşa’nın raporunu sundu. Çok memnun olan Abdülhamid, merak ve heyecan içinde sayısız soru sordu…
Osman Paşa savaş sırasında askerlerine karşı tam egemen ve sert olmakla beraber savaş bitince yaralılar konusunda çok hassastı ve onlara bakmayı asla unutmazdı. Üçüncü Plevne Muharebesi’nden sonra Paşa, hiç durmadan hastaneleri gezdi, yaralılara cesaret verdi. Onları öven sözler söyledi. İyi çalışan bütün doktorlara ve cerrahlara nişanlar vereceğini bildirdi. Bütün sıhhiye heyeti, muharebe sonrası neredeyse hiç uyumadan vazifesini şevk ve gayretle yaptı…
Üçüncü Plevne Muharebesi verilen kayıplar bakımından Waterloo’dan sonra dördüncü, kaybın mevcuda oranı (yüzde yirmi) bakımından ise birinci durumdaydı. Bu muharebe sırasında Plevne’de 50 kadar doktor vardı. 4.000’e yakın yaralı ve hasta grubuna onlar bakacaktı. Türk askerlerinin bünyesinin son derece kuvvetli olması tedavide doktorların işini çok kolaylaştırıyordu ama ameliyat yaptırmamak için ısrarcıydılar. Kol veya bacaklarının kesilmesini asla istememelerinin nedeni böyle ölüp gömülmekten kaçınmalarıydı.
Reklam