Emile Zola, “Küçük Köy” başlıklı yazısında Plevne’yi şöyle anlatıyor:
“Bir vadinin sinesine sığınmış, dışarıdaki gürültülü âlemden uzak ve meraklı yabancıların gözlerinden sık dikilmiş kavak ağaçları ile saklanmış kendi halinde küçük bir köycük.”
Plevne kasabası Vid suyunun küçük bir kolu olan Tuçenice’nin birleştiği noktada kurulmuş olup Griviçe deresinin tam güneyine düşer. Bu savaştan önce Plevne’nin 17.000 nüfusu, sekiz camisi, iki kilisesi vardı. Çevresinde dalgalı tepelerden en yüksek olanları Openeç, Bukova ve Griviçe köyleri yakınında bulunur. Kasabanın doğusunda ise birbirinden ayrı, doğal istihkâm noktaları teşkil eden bir takım küçük tepecikler görünür. Turaniçe deresinin sol kıyısında Rusların “Yeşil Tepeler” adını verdikleri art arda tepeler yükselir ki sonradan en büyük savaşların bazıları burada olmuştur.
Bazı şehirlerin Plevne’ye uzaklıkları ise şöyledir: Lofça 32 km, Orhaniye 88 km, Sofya 133 km, Bulgarene 37 km, Rusçuk 117 km, Niğbolu 37 km.