Yakup Coşkunoğlu

Emile Zola, “Küçük Köy” başlıklı yazısında Plevne’yi şöyle anlatıyor: “Bir vadinin sinesine sığınmış, dışarıdaki gürültülü âlemden uzak ve meraklı yabancıların gözlerinden sık dikilmiş kavak ağaçları ile saklanmış kendi halinde küçük bir köycük.” Plevne kasabası Vid suyunun küçük bir kolu olan Tuçenice’nin birleştiği noktada kurulmuş olup Griviçe deresinin tam güneyine düşer. Bu savaştan önce Plevne’nin 17.000 nüfusu, sekiz camisi, iki kilisesi vardı. Çevresinde dalgalı tepelerden en yüksek olanları Openeç, Bukova ve Griviçe köyleri yakınında bulunur. Kasabanın doğusunda ise birbirinden ayrı, doğal istihkâm noktaları teşkil eden bir takım küçük tepecikler görünür. Turaniçe deresinin sol kıyısında Rusların “Yeşil Tepeler” adını verdikleri art arda tepeler yükselir ki sonradan en büyük savaşların bazıları burada olmuştur. Bazı şehirlerin Plevne’ye uzaklıkları ise şöyledir: Lofça 32 km, Orhaniye 88 km, Sofya 133 km, Bulgarene 37 km, Rusçuk 117 km, Niğbolu 37 km.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kısa bir süre sonra da Plevne’den gelen atlı keşif kolu, Rus ordusundaki Kazakların çevrede bulunduğu ve büyük kuvvetlerin de Plevne’ye yaklaştığı haberini getirdiler. Osman Paşa “yarın düşmanla karşılaşmaya hazır olunmasını” bildiren bir emir yayınladı ve bu emir herkese tebliğ edildi. Savaş düzeni alındı ve herkes silahları ellerinde uyudu. 19 Temmuz sabahı saat beşte yürüyüş başladı. Orhaniye-Vidin yolunun kesiştiği Taşköprü’ye gelindiğinde saat iki olmuştu. Bu yolun kıvrıldığı mevkiden üzeri üzüm bağları ve yeşil bahçeleriyle örtülü tepenin ardından Plevne minareleri göründü. Askerler artık bir adım bile ilerleyemeyecek kadar yorgun olduğundan mola verildi. Aç, susuz, yaralı ve şişmiş ayaklarla yapılan bu dehşet verici, yedi gün süren 192 kilometrelik cebri yürüyüş, nihayet bitti…
Vidin-Plevne arası 192 kilometre idi ve Osman Paşa’nın birlikleri her gün 30 kilometreden fazla yol alıyorlardı. 16 Temmuz’da sabah dörtte yeniden yürüyüşe başladılar. Güneşin yakıcılığı inanılmaz derecedeydi. Subaylardan bile baygınlık geçirenler oldu. Her bölükten beş-altı asker ayakları şiştiği ve yara içinde kaldığından geride kalmaya başladı. Arkadan gelenler, bazı askerleri yol kenarında bulduklarında güneş çarpmasından ölmüş olduklarını gördüler. Onları gömmeye ne güçleri ne de vakitleri vardı!
“Düşman, Niğbolu’ya ağır hücumlarda bulunuyor. Süratle hareket etmeniz elzem görünmektedir. Hareketiniz Plevne veya Lofça’yı kurtarmaya yönelik olmalıdır.” Osman Paşa kararını “Plevne” olarak verdi. Burası tutulabilirse, Plevne’nin 32 kilometre güneyinde kalan Lofça’ya yapılabilecek Rus takviyeleri de engellenebilirdi. Osman Paşa, Albay Emin Bey komutasında, 1.700 kişilik, üç taburlu bir alayı, Plevne’de bulunan Atıf Paşa’ya yardım için gönderme kararı aldı ve bu birlik gece yarısı yola çıktı…
Tuna Cephesi’nden peş peşe gelen yenilgiler ve en sonunda da Rusların Balkanlardaki Hain ve Şıpka geçitlerini ele geçirmesi üzerine Padişah II. Abdülhamid, Serasker Redif Paşa ve Tuna Cephesi Komutanı Abdülkerim Nadir Paşa’yı görevden alarak İstanbul’a getirtti. Yapılan yargılama sonunda ömür boyu sürgün cezasına çarptırıldılar. Redif Paşa, Rodos Adası’na, Abdülkerim Nadir Paşa ise Midilli Adası’na sürüldüler. Hemen arkasından Osman Paşa’ya, Vidin’de bir kısım birlikleri bıraktıktan sonra Plevne’ye hareket etmesi, Karadağ Cephesi’nde bulunan ve buradaki muharebelerde liyakatini kanıtlamış Süleyman Paşa’nın, Balkanlardaki geçitleri komutanlığını deruhte etmesi talimatı verildi…