Yakup Coşkunoğlu

Ruslar, 22/23 Haziran 1877 gecesi bir kolordularını, Tuna Nehri’nin denize döküldüğü yere yakın bir bölgeden geçirdiler ve karşılarında bulunan zayıf Türk ileri karakollarını geri atarak bölgeye yerleştiler. Türk Tuna filosu da hiçbir varlık gösteremedi. Asıl taarruzu yapacak olan üç Rus kolordusu da 26/27 Haziran gecesi Tuna Nehri’ni Ziştovi ve Niğbolu arasından geçmeye başladılar ve bölgeye yerleştiler. Niğbolu Kalesi’nin kendilerine tehdit olduğunu düşünen Ruslar, buraya hücum ettiler. 8.000 kişilik bir Türk birliği ile savunulan Niğbolu Kalesi saldırılara ancak iki gün dayanabildi ve teslim oldu. Ruslar kendileri için ikinci tehdit olarak gördükleri Rusçuk Kalesi’ni de kuşatarak ele geçirmek istedilerse de başarılı olamadılar.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tuna cephesinde Osmanlı kuvvetleri, 145.000 asker ve 214 toptan; Rus kuvvetleri ise 260.000 asker ve 472 toptan oluşuyordu. Ruslar asker ve top sayısı yüzünden ayrıca 92 milyona yaklaşan nüfusu ile Osmanlı karşısında büyük bir güçtü. Osmanlı ordusunun savaştaki sevk ve idaresini Osmanlı Seraskerliği, bugünkü Genelkurmay Başkanlığı yapıyordu.
Ruslar, 1876 Eylül ayında Tuna harekât alanı için altı kolorduya ihtiyaç bulunduğunu belirleyerek planlamaya başladılar. Rus kuvvetleri, Tuna’nın geçit yerleri yakınlarındaki Romanya topraklarında toplanacaktı. Bunun için Romanya Prensliği’nin desteğinin alınması gerekiyordu. Osmanlı Hükümeti de Romanya’yı yanına çekmek ve topraklarından Rusların geçişini engellemek için görüşmeler yapıyordu. Osmanlı-Rumen görüşmeleri sürerken Romanya 16 Nisan 1877’de Rusya ile anlaşarak, topraklarını onların askerlerine açtı. Rusların planının ikinci aşaması, Tuna Nehri’nden geçiş harekâtıydı. Güvenliği sağlamak için önce bir kolordu geçirilecekti.
II. Abdülhamid tahta çıktığında, Balkan vilayetleri isyanlar nedeniyle kan ve ateş içindeydi ve hazine de boştu. Devlet aldığı borçların faizini ödeyemediği için itibarını yitirmişti. İsyanlar nedeniyle halkın en çok işe yarayan genç erkek nüfusu, her yıl silah altına alındıkları için tarım ve hayvancılıkta verim düşüyordu. Devlet de halk da fakir kalmıştı. Alınan birtakım tedbirler de maliyenin durumunu düzeltmeye yetmedi. 1854 Kırım Savaşı’ndan itibaren alınan borçlar tahsil edilemeyince, Osmanlı borçlarının tahsili için Düyûn-ı Umûmiyye teşkilatı kuruldu. Bu teşkilat, devletin bazı yeraltı ve yerüstü kaynaklarına el koydu ve buralardan elde ettiği gelirlerle borçları ödemeye başladı.
Osmanlı askere alma sisteminde askerlik süresi 20 yaşına girilen yıldan başlayarak 40 yaşına kadar devam eden 20 yıllık süreyi kapsıyordu. Muvazzaflık (ilk askerlik) 20-24 yaş arasında dört yıl, 25-26 yaş arasında iki yıl, 27-32 yaş arasında altı yıl, 33-40 yaş arasında ise sekiz yıldı. Harp okulları bulunmasına rağmen yetiştirilen subaylar ordunun subay ihtiyacını karşılamıyordu. Ekonomik durumun yetersizliği çok sayıda öğrenci alınmasına imkân vermiyordu. Subay ihtiyacı, askerlik hizmeti yapmış çavuş, onbaşı ve erlerden istekli olanlarla karşılanıyordu.