Birinci Dünya savaşı, İtalya cephesi. Başrolde birbirlerine aşık olan Amerikan ambulans şoförü Frederic Henry ve histerik İngiliz hemşire Catherine Barkley. Savaş romanı ama anlatılan top tüfek değil. İnsan, sevgi, acı, aşk, soğuk, arkadaşlık, doğa, hayat...
Birçok yerde içki ön planda. Rahatlamak, unutmak, zaman geçirmek, mutlu olmak için içiyorlar; hatta hasta olmak için. İçmek için yaşıyorlar sanki; yazık. Kısa, sade ama müthiş doğa tasvirleri var, özellikle dağ evindeki yaşam ve göl, doğa tasvirleri çok güzel. Kitabın sonları oldukça heyecanlı, güzel ve hüzünlü...Ve Hemigway'in kısa, sade, anı anlatan güzel cümleleri.
Bir detay : Sahaftan aldığım kitap sayfaları eskiydi, sarıydı, kitap kokusu yoktu; iyi hissettirmedi.
Romandan bana kalanlar;
-Nerelere gittin? Her şeyi anlat bana hadi. Bir çok yere gittim. Milano, Floransa, Roma, Napoli, Villa San Giovan, Messina, Taormina… Tren tarifesi gibisin.
-Rahatlamış haldeyken bazen insanın yapmak isteyip de yapamadığı şeyleri anlattım.
-Öyle heyecan vericidir ki bilinmezliğin içinde kaybolmak.
-Sıcaktaki bir köpeğin o hoş hali var sende.
-Eh, tunçtan olanları hadi yine bir şeye benzerdi ama, mermer heykellerin hepsi mezarlığı andırırdı.
-Savaş kadar kötü bir şey yoktur. Ambulansın içinde biz bunları fark etmiyoruz bile. İnsanlar savaşın ne kadar acımasız olduğunu anladığında ise ellerinden bir şey gelmiyor, çıldırıyorlar. Kimisi var, dünyada anlayamaz. Subaylarından korkuyorlar. Onlarla yapılıyor savaş.
-Havada sabah kokusu vardı.
-Kocasının kendini beğenmiş olmayışı kadını rahat ettirir.
-Birbirlerini severler, özellikle tartışır, kavga ederler, bir bakarsın, değişmişler, bambaşka olmuşlar.
-İnsanın o kadar arkadaşı oluyordu ki savaşta.
-Ama benim için sadece iki şey var, bir de işim.
Daha başka şeyler