Gule

Gogol-Palto , Spoiler içerir
Puan vermedi·72 syf.··
2020 26. kitabı
Akakiy Akakiyeviç'in isminin verilmesinin bile onun öyle alalade sıradan biri olmasına işaret ettirildiği , dili yalın ve akıcı bir hikaye.. Kitabın ilk sayfasında bakanlık dairelerine ve oradaki hiyerarşik yapıya bir eleştiri olduğunu görüyor ve kitabın sonunda bu konunun buraya tekrar bağlandığını anlıyorsunuz. Her gün aynı hayatı bir bumerang içinde yaşayıp , kendini işine adamış başka bir şeyi olmayan bir katibin(dokuzuncu sınıf bir katip ama!) silik bir karakter olarak , yok sayılmasını , saygısızlığa , despot ve katı davranışlara reva görülmesini anlatıyor. Onun varlığının kendi varlıklarından bağımsız olarak ele alınmayışı ve kabul görülmeyişi beni üzdü. Ancak yeni bir paltoyla buna sahip olabilmişti Akakiy. Artık parçalanan giyilmez halde olan paltosunu yenisiyle değiştirmek zorunda kalan Akakiy bunun için zar zor para biriktiriyor, içinde işinden farklı bir şeyin hayali var artık ve ona sahip olduğunda çok mutlu oluyor ama işler böyle devam etmiyor. Burada bir parantez açmak istiyorum , Akakiy için yeni bir şey bu ve onu biraz daha bizim tarafımıza çekiyor , iş yerindekiler tarafından artık bir davete çağırılabilir bir kişi yapıyor onu. Palto burada birçok şeyi simgeliyor. Akakiy'in zar zor elde ettiği paltosu çalınıyor ve uzakta duran bekçiye gittiğinde onu karakola yönlerindiriyor , ev sahibi ise tanıdığı iyi bir adam olduğunu söylediği başkomisere yönlendiriyor , başkomiserle sonunda görüştüğünde başkomiser başka şeylerle ilgileniyor onun o saatte orada ne yaptığı vs gibi , sonuç alamıyor ve sonra bir katip onu bir kodamana danışmanı için ikna ediyor.. ( İşlerin düzgün yürültülmediğini , bir adam çalınan paltosunun bulunması için nereye başvurması gerektiğini bilemediği bir sisteme işaret burası) Kodaman astlarına her zaman tepeden bakan , sert bir
Edebiyat
PaltoNikolay Gogol · Tutku Yayınevi · 201746,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·531 syf.··
2020 12. kitabı
Meyhane kitabını bitirdiğim gün,  içimde yüzlerce yankısı oldu , çok realistikti bence , hayatımıza dokunan yanı sahiciydi.  Mesela kimseye suçu yükleyemediğin bir çöküş vardı kitabın ve yaşamın sonunda. Jervez'in hataları vardı elbette , sürekli kitaba dahil olup onu durdurmak istediğim çok zaman oldu nasıl olursa onun mutlu olmasını istiyordum çünkü o güçlü bir kadındı sonra ne oldu?  Tüm günahı Kupo'ya atamayız , her şeyin içinde olup hiç zarar görmeyen Latinye'ye de... Bu yüzden gerçekti işte.  Herkesin hatalarının davranışlarının tutumlarının yanında  mekanlar da oynuyordu rolleri vardı , onların da bir kişiliği bir kişilikle bağdaşan bir yanları vardı ; evlerin , çalışılan yerlerin,  eğlenilen(!) yerlerin. Hayat da böyle değil mi? Hayatımızdaki herkes , üstelik mekanlar bile yaşantımızın seyrini değiştiriyor bize karışıyor bizi değiştiriyor. Güvenim kırıldı çünkü hep Kupo'nun düzelmesini bekledim , tıpkı Jervez gibiydim Gujeyi ne kadar sevsem de , yine de Kupo'nun değişmesini beklemeyi yeğledim.  Guje'nin aşkı öyle masum öyle sahici bir sevdayı içinde bir korla taşıyor olmasına rağmen , Latinye ve özellikle Kupo yüzünden hep Jervez'le olan o  olsaydı yine aynı şeyler olacaktı diye düşünüp durdum. Oysa Guje onurlu bir adamdı ve öyle yaşıyordu.Onunla son görüşmeleri resmen içimi ıslatıyordu. Ama bilmiyorum şimdi bana gerçek Guje değil hep Kupo'dur diyor içimdeki ses...  Kupolar vardır Guje'ler yoktur .
Edebiyat
MeyhaneEmile Zola · Olympia Yayınları · 20204,686 okunma
Puan vermedi·68 syf.··
2020 3. kitabı
Bilinmeyen bir kadın olmayı , merdivenlerden yukarıya koşarken okul çantasını sıkı sıkı okul önlüğündeki lekenin üstüne bastırıp o lekeyi görecek diye korkan bir kadın olmayı, aynı binada oturduğu adamın o lekeyi bırak kendisini bile hiç görmeyeceğini bilen bir kadın olmayı , her kadın biraz bilir. Bir kitabın ilk sözü sizi çekiyorsa onu okumalısınız derler. " Sana , beni hiç tanımamış olan sana " diye başlıyor bu kitap da. Camus yabancı romanına "Bugün annem öldü, belki de dün. Bilmiyorum." diyerek başlıyor mesela. Bilinmeyen kadının acılarına , heyecanına masum heveslerine o kadar ortak olarak okuyorsunuz ki bir noktadan sonra siz ve mektubu alan kişinin hiç bir şeye müdahale edemiyor oluşu içinizi kemiriyor. Kadının aşkı , bir takıntı , saplantı değil gerçekten büyük bir tutku bu. Mektup boyunca şaşırmaya devam ederek aynı zamanda derin bir hüzün yaşıyorsunuz. Bir yandan da nasıl olur da bu kadını , ve büyük aşkını bir türlü görmediğini sorup sitem ediyorsunuz. Bir adam herkesi o kadar önemsemiyor ki o adam dışında herkes gerçekten önemsiz oluyor. Gerçekte de öyle değil midir?
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,3bin okunma