Sadece ona öyle geliyordu ki , insan çiftinin doğması göz önüne alındığında , erkekle kadının aşkı , a priori olarak köpekle insan arasında varolabilecek ( en azından en iyi örneklerde) sevgiden aşağı bir şeydi.
Tümüyle benliksiz bir aşktı bu ; Tereza Karenin'den(köpeği) bir şey istemiyordu; onu sevdi diye karşılığında kendisini sevmesini bile beklemiyordu.
Üstelik hiçbir zaman kendi kendine; insan çiftlerine yaşamı zehir eden soruları da sormamıştı:Beni seviyor mu ? Benden daha çok sevdiği bir başkası var mı? Benim sevdiğimden daha çok seviyor mu beni?
Aşkı ölçmek , sınamak , denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz bütün bu sorular belki de her şeyin yanı sıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz , yani karışımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın , ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk) talep etmemizdir.
Gözü "daha yükseklerde bir yerde" olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır. Nedir göz kararması? Düşme korkusu mu ? Peki ama gözetleme kulesinin sapasağlam tırabzanları da olsa bu korkuya kapılırız; neden? Yok, göz kararması düşme korkusundan farklı bir şey. Bizi çağıran, bizi kışkırtan, altımızdaki boşluğun sesidir göz kararması; düşme arzusudur, bu arzunun karşısında dehşete kapılır, kendimizi korumaya çalışırız.
Gözü "daha yükseklerde bir yerde" olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır. Nedir göz kararması? Düşme korkusu mu ? Peki ama gözetleme kulesinin sapasağlam tırabzanları da olsa bu korkuya kapılırız; neden? Yok, göz kararması düşme korkusundan farklı bir şey. Bizi çağıran, bizi kışkırtan, altımızdaki boşluğun sesidir göz kararması; düşme arzusudur, bu arzunun karşısında dehşete kapılır, kendimizi korumaya çalışırız.
Kendine dönüş için kestirme bir yol önerisi: üç günlük sus orucu... dünya kelamını terkedip kendine çekilmek...bunu bir ibadet olarak değil bir meditasyon olarak öneriyorum...