"Ben bu adamın bir şey beceremeyeceğini anlamıştım zaten!"
"Madem anladın, niye söylemedin?"
"'Ne bileyim, öyle bir boy vardı ki adamda."
"Mesele boysa, devede de var!"
"Evet evet! Tam da onu diyorum. Deve büyük, ot yer; şahin küçük, et
yer!"
"Ne kadar safmışız yahu! Nasıl inandık adama!"
"Öyle deme... inanmayıp da ne yapsaydık."
"Doğru söylüyorsun, kime inansaydık başka?"
"Evet, bizi kurtaracak, doğru yolu gösterecek kimse yok ki!"
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İbn Haldun ne kadar haklıymış diye düşündüm, coğrafya kaderdir derken ne kadar haklıymış. Amerika'da doğanlar mutlu ve zengin bir hayat sürerken bizim kaderimize Fuat Amca'nın anlattığı harese düşmüş, diken yedikçe kanayan, kanadıkça yemeye devam eden, kendi kanında boğulan develer gibiyiz.
Beyhude şöhret ve mesnetsiz makam sahipleri... Gün gelip toprak olacaklar... Tozları rüzgara karışacaklar... Zavallılıklarını kibirleriyle sıvayanlar...
İnsanlığın o zamana kadar çektiği sancıların hep karşılıklı sevgisizlikten olduğuna bir kez daha inandım.
Oysa sevgiyle kinler tebessüme durur, sevgiyle düşmanlar dost olurdu. Ağuların bal, ayrılıkların visal olması hep sevgidendi. Sevgi bir yuvada bereketin ve nezaketin adıydı.