Yaren Şahin

Yaren Şahin
Hemşirelik Öğrencisi
Lisans
Sakarya
46 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
İnsan ki, sonu ya ihsân, ya hüsrân...
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 12:18
Seyyah romanında iki ana karakterimiz var: Psikiyatrist Bahar Hanım ve Esnaf Sadık Bey. Hikaye, bir gün bu iki karakterin iki insanla karşılaması ile başlıyor. Bahar Hanım sahil kenarında denizi izlerken ani bir kararla yan taraftaki bankta yatan yaşlı bir adama kol kanat germek, iyilik yapmak istiyor ve onu çalıştığı hastanedeki psikiyatri servisine yatırıyor. Sadık Bey ise bir gün dükkânında otururken, yanına bir delikanlı geliyor. Sadık Bey bu delikanlının derdini anlayamıyor ama onu dükkânına çırak olarak alıyor ve dükkânın üst katında bu delikanlıya küçük bir yuva kuruyor. Ancak bu iki mistik karakterin ortak bir noktası var; yaşlı amca da delikanlı da hiç konuşmuyor. Ne kadar uğraşsalar da soru sorsalar da bu iki karakter asla konuşmuyor. Seyyahların konuşmaması, aslında tasavvuftaki "hâl dili" (lisan-ı hâl) kavramına harika bir gönderme. Fazla ısrarlar sonucu, isimlerini Arapça olarak bir kağıda yazıyorlar. Bu isim: Seyyah. Seyyahların görevi; yanlarında oldukları, onlara sahip çıkan kişilerin kalplerine dokunmak, onlara doğru yolu hatırlatmak ve Allah'a yöneltmek. Bahar Hanım ve Sadık Bey aslında iyilik yaptıklarını sanarken, asıl iyiliği seyyahlar onlara yapıyor. Yani "alan" ile "veren" el yer değiştiriyor. Bir kitap fuarında tereddüt ederek aldığım bu kitabı bu kadar seveceğimi ve okurken bu derece huzurlu hissedeceğimi, manevi duygu ile duygulanacağımı düşünmemiştim. Bazen bir kitabın bize hitap etmesi için yüzlerce kişinin o kitabı okuyup yorum yapmasının gerekmediğini öğrendim. (⁠◕⁠ᴗ⁠◕⁠✿⁠)
2026 Okuma Raporları
SeyyahFerhad Fani · Çınarlaraltı Yayıncılık · 201925 okunma
Reklam
Bazen Kitabın Kapağına Bakmak Gerekir.
10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 13:24
Bazen bir kitabı sadece ismine veya kapağının sevimliliğine kapılarak alırsınız ya, işte benim İki Yeşil Susamuru (Cep Boy) ile tanışmam tam olarak öyle oldu. Sahaf rafları arasında dolanırken o tatlı ismi gördüm ve "Acaba ne anlatıyor?" diyerek kitabın dünyasına daldım. İyi ki de o merakımın peşinden gitmişim! Roman boyunca ana kahramanımız Nilsu’nun çocukluktan genç kadınlığa uzanan, sancılı ama bir o kadar da etkileyici büyüme hikâyesine eşlik ediyoruz. Ama sadece Nilsu değil; hayatına giren her karakter ayrı bir dünya. Gizemli ve ilginç tavırlarıyla Teoman, Mike, Selen, Cahide, Cem... Ve tabii ki hikâyenin kilit taşı: N.G. Yani Neyyire Gömüç. Onun bu kurgudaki gerçek ağırlığını ancak kitabın sonuna geldiğinizde tam anlamıyla kavrayabiliyorsunuz. Buket Uzuner ’in betimleme yeteneği o kadar güçlü ki, okurken kendimi olayların içinde, bir köşede her şeyi sessizce izliyormuş gibi hissettim. Karakterlerin bizden olması, o bildiğimiz Türk kültürünün samimi izlerini taşıması ise hikâyeyi benim için bambaşka bir yere koydu. Sanki yabancı bir romanı değil de, çok yakın bir arkadaşımın gizli günlüğünü okuyormuşum ya da Nilsu ile karşılıklı oturmuş dertleşiyormuşuz gibi hissettim. Ancak şunu söylemeliyim ki; kitabın asıl şok edici kısmı kesinlikle sonuydu. O son 10 sayfayı nefesimi tutarak, büyük bir heyecan ve şaşkınlık içinde okudum. İncelememi okuyanlara teşekkür ederimm. (⁠◕⁠ᴗ⁠◕⁠✿⁠)
2026 Okuma Raporları
İki Yeşil Susamuru (Cep Boy)Buket Uzuner · Everest Yayınları · 20166,8bin okunma
Ah bu Uğultulu Tepeler...
8/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2026 19:19
Kimler geldi kimler geçti buradan. Özellikle öyle biri geldi ki, uğultulu tepelerdeki huzuru aldı götürdü diyebilirim. Bu kitabı çok uzun zaman önce, 2022'nin başında okumuşum. Haliyle hiçbir şey hatırlamıyordum bu kitaba dair. İkinci kez okumayı düşünmüyordum ancak bi akrabam okumamı tavsiye etti ve tavsiyesini dinledim. Hem yeni filmi çıkacakmış, eğer filmini izlemeye gidersek kitaptan bihaber olmak istemedim. Gelelim kitaba. Mr. Lockwood, kiracı olarak taşındığı evin, ev sahibini görmek için uğultulu tepelerdeki çiftliğe gider. Orada Mr. Heathcliff ve yanındakilerle tanışır ancak onların huysuz tiplerde insanlar olduklarını fark eder. Oradan evine döndüğünde, evin hizmetçisi olan Mrs. Ellen Dean, Mr. Heathcliff'in öyküsünü anlatmaya başlar. Kitaba başlarken asıl anlatıcının Lockwood olduğunu düşünmüştüm ama asıl anlatıcı Mrs. Dean. (Buradan sonrası spoiler içerebilir!) Kısaca özetlemek gerekirse; Ellen küçüklüğünden beri uğultulu tepelerde hizmetçidir ve oradaki çocuklarla beraber büyümüştür. Bu sırada evin efendisi Mr. Earnshaw, bir seyahatinde yolda bulduğu çocuğu (yani Heathcliff'i) eve getirmeye karar verir. Evdekiler bu duruma hiç sevinmez, herkes ondan nefret etmeye başlar (evin efendisi ve Mr. Earnshaw'ın kızı Catherine hariç). Efendi vefat ettikten sonra Heathcliff'in tek destekçisi Catherine olur. Bu ikisi çok iyi anlaşırlar, birbirlerini çok severler. Özellikle Heathcliff'in, Catherine'den başka sevdiği hiç kimse yoktur. (Bu romanın aşk romanı olması bu iki karakterden dolayıdır.) Heathcliff çektiği eziyetlerden sonra, büyüdüğü zaman bu insanlardan intikam almaya karar verir. Çiftlikten ayrılıp geri geldiği zaman yakışıklı, güçlü kuvvetli biri haline gelmiştir, ancak insanlık namına ona hiçbir şey yoktur (Catherine'e olan sevgisi hariç). Roman
2026 Okuma Raporları
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202157,8bin okunma
Neden Agatha Christie Hayranı Olurlar? Şimdi Anlıyorum...
10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2026 22:50
Agatha Christie 'den okuduğum ilk eser On Küçük Zenci'ydi. Ancak üzerinden neredeyse 5-6 yıl geçtiği için yazarın dilini unuttuğumu söyleyebilirim; bu yüzden Yedilerin Gizemi benim için gerçek bir başlangıç oldu. Aslında bu kitaptan önce Köşkteki Esrar 'ın okunması gerektiğine dair öneriler görmüştüm. Fakat ben onu erteleyip doğrudan bu kitaba başladım. Bu durum olayları anlamama engel olmadı; sadece karakterler kendi aralarında 'dört sene önceki olay' gibi atıflarda bulunduğunda ufak bir merak uyandırdı o kadar.. Şimdi kitap hakkındaki düşüncelerime gelelim. Agatha Christie hayranlarının, onca kitabı usanmadan nasıl okuduklarına hayret eder onları takdir ederdim. Ancak bu yazarın kitaplarıyla doğru düzgün tanışmadığım için bu olaya anlam veremiyordum. Bugün, hatta şu an kitabı okuyup bitirdikten sonra taze hislerimle şunu diyebilirim ki o hayranlara hak veriyorum. Gerçekten o heyecanı yaşamak için o kitapları okumaya değermiş. Kitaba başlarken zaten birinin öleceğini biliyordum ancak nasıl öleceğini, kimin neden ve nasıl öldüreceğini elbette bilmiyordum. Doğrusu kitabın başında ve ortalarında heyecan düzeyim 5-6/10 seyrediyordu. Hatta bazı yerlerde sıkıldığım bile olmuştu. Ancak kitabın son 30 sayfası... Gerçekten heyecanın üst düzey olduğu sayfalardı benim için. Özellikle katilin kim olduğunun ortaya çıkması, kitap boyunca yaşanan olayların arka yüzü ve pek ummadığım bir aşkın başlaması... Arkadaşlarıma bu kitabı tavsiye edip mutlaka okuyun diyeceğim. Bu incelemeyi okuyan herkese; hem bu kitabı tavsiye ediyorum hem de teşekkür ediyorum..
2026 Okuma Raporları
Yedilerin GizemiAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20201,206 okunma
Hasretin Mektup Hali: Selim ve Leyla’nın Hikayesi
Puan vermedi·192 syf.··
2025 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2025 23:36
Zülfü Livaneli’nin yeni kitabı Bekle Beni'yi okumaya başladığımda, yine o bildiğimiz derinlikli ve akıcı anlatımlardan birini bekliyordum. Hikaye, 60’ların sonu ve 70’lerin başındaki o kendine has atmosferde, Selim ile Leyla’nın lise yıllarında tanışmasıyla başlıyor. Gençlik heyecanları, birbirlerine aşık olmaları ve evlenmeleri aslında çok güzel bir başlangıç vadediyor. Ancak romanın bu kısmında olayların biraz fazla yüzeysel kaldığını düşünüyorum. Kitap ilk sayfalarda biraz hızlı ilerliyor. Betimlemelerin azlığı, o dönemin ruhunu veya karakterlerin iç dünyasındaki değişimleri tam anlamıyla içselleştirmeme engel oldu diyebilirim. Özellikle ilk 37 sayfa içinde şunlar yaşanıyor: *Selim ve Leyla tanışıp aşık oluyor. *Evleniyorlar. *Zeynep adında bir kızları dünyaya geliyor. *Selim askere gidip dönüyor. *Ve sonunda Türkiye’nin o dönemki siyasal çalkantıları yüzünden Selim hapse atılıyor. Normalde daha uzun bir romana konu olabilecek bu olaylar, adeta bir film şeridi gibi geçiveriyor önümüzden. Kitabın asıl odağı, Selim’in hapis hayatıyla birlikte başlıyor. Hikayenin büyük çoğunluğunda Selim ve Leyla’nın birbirlerine yazdıkları mektupları okuyoruz. Selim’in parmaklıklar ardındaki düşünceleri, hapis hayatının zorlukları ve en acısı da suçsuz yere orada yatıp işkence gören insanların dramı kitabın ana iskeletini oluşturuyor. Livaneli bu kısımlarda, haksızlığa uğrayanların sesini mektuplar aracılığıyla duyurmaya çalışmış. Fakat Selim'in hapisten kurtuluş süreci de tıpkı başlangıç gibi biraz oldu bittiye getirilmiş. Bir noktadan sonra kitap direkt "1 yıl sonraya" atlıyor. Selim bir şekilde hapisten kurtulmuş ve kendini İsveç’te bulmuş. Peki, bu süreçte tam olarak neler yaşandı? Oraya nasıl ulaştı? Bu geçişteki kopukluk, bende eksik kalmışlık hissi uyandırdı.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
Reklam